Salı, Mayıs 20, 2008



Göt basının 10 gündür işlediği konu “Dumansız Hayata Merhaba” Haaa sigara yasağı geldi, Türkiye refaha ulaştı. Bitti aq tüm dertler, soktuğum medyası 10 gündür bunu işliyor. Ulan tamam zararlı birşey ama kimseyi zorla alıştırmyorlar ki..? Herkes duman avcısı oldu aq, lan siz istiklale çöp kovası koyun. Su içiyorsun 2,5 saat elinde pet şişe geziyorsun. Sanki param yok ve prostatım var, işedim işicem altıma. Sonra ne, izmarit atana 20 ytl. Tamam koy çöp kutusunu atarsa gene yere kes cezayı. Şimdi savunmada belli, emniyet açısından çöp kovası koyamıyoruz. Hazırlık yok, şak yaptım oldu. Tipit Türk aklıdır, cacık olmaz kurala uyma oranı %20 geçerse eşşeğim. Olan sigara şirketlerine değil alkollü mekanlara olacak zaten bak demedi demeyin.

Yazma Saati
10:52 ÖÖ

Pazartesi, Mayıs 19, 2008


Hava süperdi Cumartesi günü. Bizde Rukk ile önce Taksimde kahvaltı ettik (aslında her haftasonu aynı yerde kahvaltı ediyoruz, Tünel karşısında çay evindeyiz.) sohbetti çaydı derken deniz havası alalım istedik ve Karaköye indik. Muhteşem bir koku iyot kokusu. Solumuza Paşabahçe vupurunu (ki bu vapur diğerlerinden daha hızlıymış çünkü daha önce savaş gemisiymiş) sağımıza İstanbulu alıp yayıldık banklara. Açık havayı çok daha fazla seviyoruz yani alışveri merkzleri bizi boğuyor. Ben bir gün önce Gülhane parkına gitmiştim. Tabi uzun zamandır gitmiyordum, “düşüncem harbiden hayvan çok orda” idi. Ama bir gün önce tamamen değiştiğini gördüm. Mükemmel olmuş, kesinlikle tavsiye ederim


Belediyeyide hiç sevmem ama yiğidi öldür hakkını ver, adam güzel çevre düzenlemesi yapmış. Ayrıca belediyenin çiçek satış yeri ar girişte inanılmaz ucuz. Yol çok geniş yürüyüş için süper. Çay kahve servisi bile yapıyorlar içeride. Her yer çim, tepende papağanlar uçuyor. O oksijen kokusu. Ve serinlik. Zaten insan “len bu Osmanlı boktan bir yaşam sunmuş halkına ama kendileri iyi yaşıyormuş” dedirtiyor insana. Ben padişah olsam hiç dışarı çıkmazdım ordan. J Belkide çıkmadıkları için çöktü koskoca imparatorluk..? Biz tabi çimi gördüm yayılıcaz, hemen bir ağaç altı bulduk uzandık. Tam huzur budur lan dedim anaaam benim kafada .işey gidiyor. Küçük küçük böyle. Bi kalktık ki, eyvahlar olsun. Bi böcek türünün yuvasın oturmuşuz. Kene değil böyle bit gibi elbiselerin dikiş arasına saklanmaya çalışıyor. Anam bissürü bunlar, başladık bunları öldürmeye. Oturduk banka 45 dk. Çakmakla bütün dikiş yerlerini yakmak zorunda kaldık. Aq bide kırım kongu humması olmayalım başımıza. Kaşıntı tuttu bide bizim Cumartesi oldu zehir. Ordan Sultanahmetteki arkadaşlara geçtik Çay, patlamış mısır ve sarayburnundan İstanbul manzarası. Süper dinlendiriciydi. Tavsiyem şudur kesin uğrayın şu Gülhane Parkına. O Kadar.




Yazma Saati
10:41 ÖS

Perşembe, Mayıs 15, 2008


Bi arkadaşım evleniyordu (aslında arkadaşım değil götün eki ama buraya “götün teki evleniyordu” diyerek yazmak biraz garip olacağı için böyle yazdım.) ona yardım ederken ben bu banyo takımını ve aşağıdaki yatak odası takımını buldum.

Banyo değilde, bunu kesin yaptıracam kafaya taktım. Ama o yatak örtüsü konusunda kesin birşey söyleyemem insanın derisine batar o be. :D Bu bayağı tuzluyda yanlız onu hatırlıyorum.


Yazma Saati
11:52 ÖÖ

Çarşamba, Mayıs 14, 2008


Hayatım çok bulanıktı. Kim samimi kim hakiki bilemiyordum. Ve kendime bahaneler üretiyordum. Yaralarımın hiç kapanmadığını, ölene kadar benimle birlikte yürüyeceklerini sanıyordum. Kendi kendime duvarlar örmüştüm, dayanmam gereken duvarlara hapis olmuştum. Ve debeliniyordum. Bunların doğal sonucu olarak amaçsızdım. Karaman oyunları etrafımda dönerken ben kırmızı tüylerimle sürüden ne kadar farklı olduğumu düşünüyordum. Umutsuzdum. Köprüden geçerken aşağıya bakıyor ve korkuyordum. Ve önüme bakmadığım için tökezliyordum. Çok isyan ettim, tanrıya, hayata en baştada kendime. “Neden” diyordum. Neden..? Çok geç kaldığımı sanıyordum. Ben hep ezilen, altta kalan olduğumu sanıyordum. Kendi kendimin canına kastetmiştim. Ağlaktım ama mutluktan değil. Yemem diyordum, artık gelmem oyuna. Hikayem çok uzundu. Anlatmak zaman alırdı, boşver bana kalsındı. Sonra farkettim, şükretmediğimi anladım aniden. Aslında geç kalmamış aksine erken bile gelmiştim. Gözümü açtım, etrafıma baktım, ayağa kalktım. Ve o köprüde düz yolda düşenleri gördüm. Ben sağlamdım ve kendi kendimi çelmeliyordum. Farkettim ki yüksekten aslında hiç korkmuyormuşum. Ve gerçek çarptı yüzüme, ben daha sağlamdım. Çünkü farkındaydım. Herşeyin, herkesin. Artık kalkma vaktiydi, yavaş yavaş o siyah tüylerimi döktüğümü, ve “boynum neden eğri?” diye düşünmemin boş olduğunu farkettim. Deve değildim, en başından beri biliyordum ama boynu eğik tek hayvanın Deve olmadığını anlamak bu kadar mı uzun sürmeliydi..? Kesinlikle evet. O kurduğum düşleri yaktım, ve dönüp bakmadım. Öteki ördeklerin bana baktıklarını gördüm. Ayağa kalktım, göz yaşımı sildim ve devam ettim. Köprünün sonunda zorlukları aşmaya hazırlanırken gördüm seni. Sen o köprüyü geçmiştin, düşe kalka. Yaraların kapanmıştı, ama çok fazla olmalarına rağmen hala dimdik ayaktaydın. Ama köprünün sonunda nereye gideceğini bilmiyordun. Yolu bana sordun, kendi yönümü tarif ettim sana. Ve koluma girdin. Korkularımın yersiz olduğunu anlattın bana. Ne kadar güçlü olduğumu gösterdin. Klişelerimden arındırdın, düşünce sistemimi değiştirdin. Ve destek oldun. Tökezlediğimde, düştümde hep elin oradaydı. Ve omuzun, o kokun. İçimdeki korkuyu gideren, bana içimde var olan cesareti daha da arttıdın. Yepyeni bir rota çizdirdin bana. Hayatta 3 şeye ihtiyacımız olduğunu senden öğrendim. Sevgi, İman ve Umut. Her zaman cebimde taşıdığım ama orda olduğunu unuttuğum Umut kutumu açtın. Yol uzundu ve vakit kısaydı. “O zaman yürüme vakti geldi” dedin kulağıma usulca. Ve göstedin tüm çakalları yolumdaki. Beni hançerlemek isteyenler ile cenge başladın ve hepsini yendin. “Yağmurdan sonra güneş çıkar” dedin. Ve açtı o güneş. Cemre düştü sonunda. Vakit ilkbahar vaktiydi, yola devam etmeliydi. Çok daha hazırlıklıyım artık fırtınalara, yere düşsem bile daha çabuk kalkarım artık. Eskisinden de güçlüyüm. Zor anımda yanımda olduğun için, düştüğümde kolundan tutuğun için, elimi tutup kalkmama yardım ettiğin için, çok geç olamadan beni uyandırdığın için, amaçlarımı sahiplenip amaçların yaptığın için, omuzlarımın yükünü hafiflettiğin için sana ne kadar teşekkür etsem az. Varlığını için, Varlığının verdiği huzur için çok ama çok teşekkürler.

Yazma Saati
9:55 ÖS



Eğlence olurda ben oda olmam mı..? :D Hıdırellez şenliklerinde Ahırkapı”daydık. Ben zaten doğuştan çingene olduğum için hiç zorluk çekmedim adapte olmakta. Güzel bir mekan var, sadece bu şenliklerde açılıyor. Konser alanı gibi bir yer. Bu alanda Seferat vardı, çoştuk eğlendik. Tabi birde angutluk vardı yaptığımız. Bira içtik ama baktık kesmedi lan dedik şarap içelim. Tabi şarap yok piyasada. Arkadaş gitti (zaten orda oturuyor) buldu ama adı yok markası Hakan (Baba sanki bodrumda yapmış şarabı). Tam açacaz baktık şişenin ağzında mantar. Peh aq açacaz ama neyle..? Kavaklıderenin standı vardı gitti açtırmaya bizimkisi ama adamlar fıçıyla getirmişler şarabı eheheh döt oldu geldi bizimki. Tabe devreye hemen ben ve heryere giren güççücük ellerim girdi. Bi parmakladım şarabı gaza geldi içine düştü mantarı. :P Ha tabi o şarap yüzünden azımız dötümüz kaydı ayrı mevzu.

Tabi acayip bir kalabalık var, Burhan Öcal konseri vardı ama giremedik kalabalıktan. Bizde sokak aralarında küçük gruplar olarak eğlenmeye devam ettik. Bir kahvenin önüne geldik. Kahve yani bildiğimiz mahalle kahvesi. Adı muhteşem ama, Sansan Café. :D yani temayı sizi düşünün. Ama içerisi hatun kaynıyor, anam yıkılıyor kalçe (“kalçe”, kalçanın daha küçük ve sert olanı :P) çevirenler göbek atanlar sanırsın MTV de klip oynuyor. Herkesinde kafası bir dünya. Neyse dışarıda bir sahne sahnede çalan söyleyen bi ton insan. Bizde kenarda kıvırdık, gelene geçene baktık, içtik. Bir hatun vardı yanlız nasıl oynuyor anlatamam. :P Zaten arkadaş “hadi bitti dağılın len” diye baırdığında ben “bitmeziiiin noooluuuur” diye zırlanıyordum. Seneye daha hazırlıklı olarak gitcem kesin. Tabi o kadar içtik, tanrıda dualarımızı kabul etsin. Amin.

Yazma Saati
9:44 ÖS

Pazartesi, Mayıs 12, 2008


Ahahhaa anca bunu alırsızın. :D




Ahahahhaa, ulan yıkıldım buna hep ezik tam ezik. :D



Yazma Saati
7:17 ÖS

Çarşamba, Mayıs 07, 2008


23 Nisanda Büyükadaya gittik. Aya Yorgiye. :) Dilek diler olduk, şu aq uğursuzluğu gitmedi üzerimden. Yaptık böreğimizi çöreğimizi çıktık yola. Anam ne kalabalık ne kalabalık anlatamam. Tatil ya birde abowww herkeşler doluşmuş iskeleya. Ahanda vapurun hali gayrısını siz dülşününü.


Tam adaya yaklaştık bu amca çıktı ortaya. Yaş 80 ama deli jet ski kullanıyor. Arkadaşım adalı, o söyledi yaz kış binermiş dedem buna. :D


Çok sayıda insan vardı. Biz yürüye yürüye çıktık. Pucca kesildi bazen ama olsun. :P Bide faytonun altında kalma ihtimali var öküz gibi kullanıyorlar.


Herkez makara çzöüyor yolda yürümek bile imkansızdı ya. Artık ne dilediyse, örgü makinesi için olan makaralardan çözen vardı ya. :D Bide bi yengem zengin koca istemiş, yanımızdan geçerken duyduk. Ama teyzem enkaz. :D Görünen köy hesabı. ama inşallah olur. dileği.


Ne dilediğimi söylemicem, Pucca'da diledi bende. Ama söylemedik birbirimize ne dilediğimizi. Bi de bu mumlar o kadar rüzgara rağmen sönmedi. Çok manalı geldi bana. ;)


Yazma Saati
9:37 ÖS

Perşembe, Mayıs 01, 2008


Kaygılanmayın
(Luk.12:22-31)

25«Bu nedenle size şunu söylüyorum: `Ne yiyip ne içeceğiz?' diye canınız için, ya da `Ne giyeceğiz?' diye bedeniniz için kaygılanmayın. Can yiyecekten, beden de giyecekten daha önemli değil mi? 26Gökte uçan kuşlara bakın! Ne eker, ne biçer, ne de ambarlarda yiyecek biriktirirler. Göksel Babanız yine de onları doyurur. Siz onlardan çok daha değerli değil misiniz? 27Hangi biriniz kaygılanmakla ömrünü bir anlık[ı] uzatabilir? 28Giyecek konusunda neden kaygılanıyorsunuz? Kır zambaklarının nasıl büyüdüğüne bakın! Ne çalışırlar, ne de iplik eğirirler. 29Ama size şunu söyleyeyim, tüm görkemine rağmen Süleyman bilebunlardan biri gibi giyinmiş değildi. 30Bugün var olup yarın ocağa atılacak olan kır otunu böyle giydiren Tanrı'nın sizi de giydireceği çok daha kesin değil mi, ey imanı kıt olanlar?31«Öyleyse, `Ne yiyeceğiz?' `Ne içeceğiz?' ya da `Ne giyeceğiz?' diyerek kaygılanmayın. 32Uluslar hep bu şeylerin peşinden giderler. Oysa göksel Babanız tüm bunları gereksindiğinizi bilir. 33Siz önce O'nun egemenliğinin ve O'ndaki doğruluğun ardından gidin, o zaman size tüm bunlar da verilecektir. 34O halde yarın için kaygılanmayın. Yarının kaygısı yarının olsun. Her günün derdi kendine yeter.

Her bulduğumu okuduğum ve unutmadığım için paylaşayım dedim. Ne zaman içim sıkılsa rahatlatır beni.

Yazma Saati
10:16 ÖS

Blog Sahabı

79 yılında bir hata sonucu dünyaya gelen insan yavrusuyum. Çok konuşurum çok konuşurum ve çok konuşurum. Asabiyim, kompleksliyim, vodkayım, Redbullum, inatım, uyuzum, sevişgenim. Bodrumda betona düştükten sonra gerçeklerimi görmeye başladım. Bu durumdan rahatsız mıyım, sanmıyorum. Haa en önemlisi bekarım.
Yarışmaya İstanbuldan katılıyorum ve hiçbirinize başarılar dilemiyorum... Hadi iletişelim: atonicaya@gmail.com



Dünya Güzelleri

Rukk
Burcu
Nakhar
MADA
İndis
Mom
Burcuk
Püsküü
Mathy
isbn9760806
Su

Arşiv






































Son söz...



Sordum Soruyu

polls Internetten tanisilip, kurulan iliskiden...
Cacik olmaz..!
Bir ihtimal olabilir..?
Biraz heyecanlı biseylerçıkabilir...
Cok guzel bir iliski olabilir...
Ne sacma soru bu..?
Hepsinden biraz

play slots


Sosyal İçerik








Meraklıyım Ben

   


Çoook teşkür...

;Designed by mehgee
;Image from deviantart ; vampireDoLL
;Hosted by blogger and Photobucket
;Edited with Adobe Elements