Perşembe, Kasım 30, 2006



Bugünlerin konusu Papa ve Türkiye ziyareti. O kadar büyütüldü ki, o kadar abartıldı ki, sanki Türkiyede bir grup var adamı öldürmek isteyen ki doğrudur ama buna kimsenin götü yemez, trafiğin anası bellendi, inanılmaz güvenlik önlemleri alındı. Yani, Dame de Sionun civarındaki işyerlerindekilerin sabıka taraması bile yapıldı o kadar yani. Bazı sıkmabaş partileri mitingler yapıp "acaba bunu kullanıp aradan oy kapar mıyız" diye uğraştılar, olmadı. Heryere sprey boyalarla "Papayı istemiyoruz" yazıları yazdılar. Ne oldu peki..? Adam geldi halada burda.


Bugün Sultanahmet camiini ziyaretini izledim. Adam inanılmaz saygılı, inanılmaz olgun. Dua etti, saygıdan istavroz bile çıkarmadı. Duruşu konuşmaları verdiği mesajlar aslan markaydı. Ne dediği umramda bile değil, ki doğruluk payı yok sanki..? Meryem anaya bağlılığı ve Papadan önce hacı olan bende inanılmaz sempati bıraktı. Bir din adamı ancak bi kadar olurdu bana göre. Ha aynı zamanda İstanbul Müftüsüde korkunçtu, 10 numara konştu onada inanılmaz sayg duydum. Dedikleri tartışılır bendeki izlenimi bu yönde oldu.


Bu mudur..? Budur abi...

Yazma Saati
6:51 ÖS

Çarşamba, Kasım 29, 2006



Bu atonica ne yapar diye merak edenler için olağan bir günümü küççücük şekilde anlatmaya çalışacağım. Böylece ne kadar erişilebilecek biri olduğumu alayacaksınız. :))) Kahvaltıda atıştırırım ve kargalar daha uyurken güneş bile yeni doğmaya başlarken evden çıkarım.


Şirkete uğrayıp çayımı içerim, arkadaşlarla takılırım 30 dk kadar ve bölgeme doğru yola çıkarım. Sebah trafiği pek olmaz o saatte, saat 6:30 civarıdır. Mahmutbeyden Şişliye takribi 7 dkda gidiyorum. :) Biliyorum hız kötü bişi...


Dağıtım arabası indirir malları ve ben ona belirli yerlerde yardım ederim. Bütün bu ürünlari reyona dizerim. Nefret ediyorum işimden ama naaparsın ablası ekmek parası.

Bu duruma getiririm reyonu ve devam ederim diğer bi noktaya doğru. Aptallamıyor değilsin dolap soğuk dışarısı sıcak damarların büzüşüyor.

Başka bir market gelir önüne. Sevip sayarlar beni. Tüm bölge benden sorulur okurum canlarına. Terör estiririm dediğimi yapmazlarsa. :)) Şefim şefim diye çevremde dolaşırlar genelde. Gücü kullanacaksın başka şey demem.

Arada bir mola veririm. Bardak veriyordu cola ve şişede çıkarılan ilk şişe olurca alamamazlık edemezdim. Zaten bardaklara zaafım var değişik değişik onlarca bardağım var. Hani cola içmiyordum..? Tabi ki içmiyorum eve getirdim hepsini. :))


Sİparişyeri alırım ve şirkete doğru geri dönüş başlar. Trafik bomboktur tüm günden çok yorar adamı. Bide papa gelmişse sıçtığının resmidir.


İğranç şirkete ve depoya gelir siparişi veririm. Bu kadar pis bir depo olamaz, ama distribütör yapabilecek birşey yok. İş biter ve takılırım. Saat 14:30dur.


Ve toplantı olur. Saat 5dir. 7de biter bu geyik. Verdiğim önem, yazıp çizmelerimden bellidir. Nefret ederim o yüzdende iş arayışlarım çok hızlandı bugünlerde. Bir bok gün daha bitmiştir söylene söylene eve gelirim ve okuyamadığım kitaplara dalarım. Dışarı çıkmazsam ve maç yoksa tvde 22 gibi yatarım. Allahım kim derdi koskoca Atonica 22de yatacak diye. Kıyamet kopacak kıyamet...


Yazma Saati
8:39 ÖS

Pazartesi, Kasım 27, 2006


Hani türlü türlü eğitsel kollar vardır ilkokullarda. Temizlik kolu beslenme koyu gibi. Çocukleara artı katsın bilinçlerdirsin diye uygulanır ama hiç bir işe yaramaz bunlar, misal ben. Temizlik kolu yaptılar beni, ulan bok içinde yaşamayı seviyorum ben hiç eğitilemedim ki..? Yani bi feyz al, bi işe yara be adam değil mi..? Yok arkadaş cacık olmadı, olmaz benden. Bunların türlü çeşitleri var, peki hangi kol sahabı ne olur gerçek hayatta..?

Yayın Kolu: İnterrnetten porno dağıtır bunlar, Rapidshare en sevdikleri sitedir.

Müzik Kolu: Korsan cdci, yada Ramazanlarda davulcu olur.

Folklör Kolu: Televizyondaki adını bilmediğim oryantaldi, dansçıydı türlü yarışmalara katılır. Kazanamazsa ağlar.

Kültür ve Edebiyat Kolu: Korsan kitap işine girer.

Gezi ve İnceleme Kolu: Dişiylri sürtük, erkekleri kamyoncu yada otobüs şöförü olur.

Haberleşme Kolu: Çalıntı cep işine girer.

Okul Araç ve Gereçlerini Koruma Kolu: Belediyeye girer, dolandırıcı olur.

Kızılay Kolu: Kan alım satım işine girer. Bazıları işi büyütüp organ mafyası olur.

Sağlık ve Temizlik Kolu: Kapıcı olur.

Spor Kolu: Bahisçi olur, İddaa Toto, Loto, Eşşek gibi bilimum şans oyunlarını oynar.

Havacılık Kolu: Alkol yada uyuşturucu bağımlısı olur, uçar. :D

Fotoğrafçılık Kolu: Sapık olur, çektiği mahrem görüntüleri internette yayınlar.

Hayvanları Koruma Kolu: Kaçak et işine girerler. Hayvan kaçakçılığı yapanlarıda vardır.

Trafik Kolu: Trafik canavarı olur, makas atar.

İzcilik Kolu : Bi bok olamaz.

Beslenme Kolu: Obez olur.

Hava-Gözlem Kolu: Röntgenci olur.

Kooperatifçilik Kolu: Ticarete girer, zengin olur. Simit evi zincirleri kurar.

Halk Eğitimi Kolu: Kıro olur yere tükürür çöpü camdan atar iyi bok yer.

Görüldüğü üzere kollarımız son derece etkin şikilde çalışmakta, çevremize baktığımızda bunu çok iyi şekilde görüyoruz. İşte bu yüzden Öğretmenler Gününde hiçbir öğretmenin gününü kutlamadım kutlamam. Yalaka veliler zaten yeterince kutlayıp, çiçek veriyorlar onlara. Birde ne boka yaradığın asla anlamadığım bir Okul Aile Birliği vardır ki kurulma amacı nedir, necidir kuranlar hiç anlamam.

Bitti


Yazma Saati
6:33 ÖS

Cumartesi, Kasım 25, 2006



Belirli sayılar vardır ya insan hayatında. Hiç aklından çıkmaz hep aklındadır ve genelde hiçbir işe yaramaz. Mesela bir otomobil plakasında görürsün de aklına geliverir. Misal,


786 - ilkokul numaram, hiç unutmam.

1348 - ortaokul numaram bugün hatırladım şans işte.

010679 - lanet ettiğim gün.

xxxx - ilk banka kartımın numarası ve tüm kulandığım kartların şifresi.

13- ilk onbirde olmama rağmen giydiğim forma numaram.

97100095- 5 yıl taşıdığım üniversite numaram.

532-481- xxxx- ilk cep telim.

19 nolu koltuk - hayatımda yaşadığım en absürt en heyecanlı an.


şeklinde gidiyor, illaki vardır herkesin hayatında bu salak numaralardan. Yada ben mi manyadım..?

Yazma Saati
11:21 ÖS

Cuma, Kasım 24, 2006


Belki inanmayacaksın ama çok söz etmek istedim senden. O kadar çok istedim ki seni insanların bilmesini tanımasını, ne kadar şanslı olduğumu. Mutlu olduğumu görmelerini, mutlu olduğumuzu görmelerini. Hatta çok nefret ettiğin şeylerden birini yaptım. Gizli gizli resimlerini çektim. Belki ferkettin ama sustun. Gece yatarken o kadar çok baktım ki onlara..? Sen uyuyordun belki, belkide çekim yapıyordun ama ben bakıyordum. Kirazlı üzümlü küpelerinini sallanışına bile deli oluyordum. Hele Coconut yok mu..?

Bi resmin vardı dudağını büzdüğün. O resimle dudağını büzmene aşık oldum biliyor musun..? O yüzden senin sevmediğin tüm özelliklerini seviyorum ben hala. Ve biliyorum hiçbirşey için geç kalınmıyor. Umarım kızmazsın bana...

Yazma Saati
8:59 ÖS

Perşembe, Kasım 23, 2006





Anne ben bundan istiyom... Bana Milla.J al! :)

Yazma Saati
4:47 ÖS

Salı, Kasım 21, 2006



Okuduğum zaman midemi bulandıran tek kitap "Aldatmak"tır. Nefret ederim, ruh sağlığı son derece bozuk olduğunu sandığım Ahmet Altan"ın iğrenç ötesi kitabı, ki edebi dili, anlatımı, zartı zurtu hiç ama hiç umurumda değil nasıl bir bünye yazar bu kadar iğrenç bir olayı canlandırır anlamıyorum. Okudukça illet oldum hele kadının kocası uyurken adamı eve alıp şaaptıkları bi bölüm vardı, akıllara zarar. . Attım zaten okuduktan sonra çöpe.

Ama mesele bu değil şu an. Buna kardeş geldi. Aldatan Kadınlar. Bir göz attım arka kapağına iğrenmeme yetti. Ya ahlaksızlığın bu kadar ayağa düştüğü, ahlaksızlıktan bu kadar maddi çıkarın ön planda olduğu bir dönem var mıydı yoksa yeni yeni mi oluştu? Beni ilgilendirmez tabi, "isteyen okur isteyen okumaz zorla mı" diyenleri duyar gibiyim. Evet öyle ama ben o olaydan para kazanmaya tepki gösteriyorum. Yuh ya, oldu bende yattığım kız arkadaşlarımı yazayım " Çaktığım Kadınlar" diye . Birde başlık atayım yayınlayayım. Hatta 1 yıl sonra " Çaktığım Kadınlar-2 " piyasaya çıksın.

Oldu mu şimdi..? Aldatmak uyuşturucu gibi. Zevki kısa zararı uzun vadeli. O aptal his, vicdanına ve kişiliğine darbe üzerine darbe indiriyor. Bu kızdığın adamın kafasına sıkıp 35 yıl hapis yatma gibi. Değmiyor o hırs, intikam hissini tatmin. Zevk için aldatmadım hiç ama intikam için oldu bir sefer. Ha çok aldatıldım orasını kesin biliyorum, yakaladım da kaç kere. Hatta aldattığımızı karşılıklı itiraf bile ettik. Ben bildiğim için hiç etkilenmemiştim ama karşımdaki itin götüne girmişti.

Önemsemedim çünkü değer verdiğim birileri değildi en azından artık değildi. Hoş mu..? Gurur duyuyor muyum..? Üzülüyor muyum..? Hayır. Buluşmasın kimse istemem. Olgun adamın yapacağı iş değil. Hele bunu moda gibi yapan dişiler var ki, götü kurusun hepsinin. Erkek iğrenç bi yaratık olduğu için o kadarda belli olmuyor. Öküz, hayvan, puşt diyip yakıştırabiliyorsun ama ana kutsallığına sahip birinde şık durmuyor. Tiribüne oynamıyorum cidden. Ha sakın erkek aldatır kadın aldatamaz fikrine sahip olduğumu çıkarmayın küfrederim. ;) Fena bişey bu iş, hiç bulaşmayın. Bakın bulaşan var. ;)

Yazma Saati
4:35 ÖS

Pazar, Kasım 19, 2006



Hayata gelmek ne kadar zor, ama gitmek ne kadar kolay. Ailen kararlar veriyor, annen 9 ay karnında taşıyor, sevinçler , endişeler, korkular. Doğuyorsun, herşey sana endeksli. Ailenin hayatını bok ediyorsun romantik bir gece için bile kırk gün plan yapıyılor "Kime bıraksak? Kim baksa acaba, bakar mı doğru düzgün?" diye. Sonra sünnetti, okuldu üniversitedeydi, askerlikdi, işti vs...

O kadar emek, o kadar uğraş. Ya direksyonu sağa doğru 2 sn tutarsam..?
Hiç önemi var mı 2 snlik..?
Bazen 4 sn tutmak istiyorum...

Yazma Saati
1:27 ÖS

Perşembe, Kasım 16, 2006


"Savunma halindesin ve bunu da hücum ederek yapıyorsun"
Öyle dedi dün. Ve bugün,

"Herzaman hırrr diye dişlerini gösteriyordun bugün süt dökmüş kedi hali var sende."

Dedi bir başkası...

Doğru, "en iyi savunma saldırıdır" zihniyetini benimsemiş bir adamım. Ama bunu bilerek yapmıyorum. Yada yapıyorum ama farkında değilim. Bilmiyordum böyle olduğumu. Şaşırdım, üzülsem mi nolsam bilemedim. Kafam karşıktı iyice karıştı. Sadece saol görmemi sağladığın için, cidden beni düşünüyormuşsun. Artık inanmıyorum, biliyorum. ;)

Yazma Saati
7:59 ÖS

Salı, Kasım 14, 2006


Şimdi takımla ilgili yazı yazmayayım diyorum ama bu Kazmabahçe adamı dinden imandan çıkarıyo. Bu baltalar Atatürkü yok Fenerliydi, yok imzası var, yok bilmem ne diyerek kaç yıldır kullanıyorlar. Delidir ne yapsa yeridir misali kimse ilişmiyor. Zaten Kulüpler Bİrliğindende siktir edilecekler az zamanda. Ama bu baltalar 10 Kasımda atamızı anmayı unuttular yavvv. Kaynak: Milliyet

Gazetecilerin bu konudaki soruları üzerine cevap dahi veremeyen yöneticiler, maçtan iki saat önce apar topar bir yazı hazırlıyor ve takımı sahaya “Senin yolunda ilerliyoruz” pankartıyla çıkarıyor. Tabi yerse. Ağzınızı çalkalayın Atatürk derken reziller. Sen rahat uyu Ata"m. Bu ülke bu 100 yıllık rezilliktende kurtulacak inşaallah.

Yazma Saati
8:22 ÖS

Pazartesi, Kasım 13, 2006


Dün mailime gelen bir mesaj.

"Herkese merhaba, ben pek boyle mesajlara kafa vermem ama kendim de internette kontrol ettim ve gerçekten de dogru. 1 kasimdan itibaren msn'imizi kullanmak icin para odemek zorunda kalacagiz. Tabii bu mesaji en az 18 kisiye yollamazsaniz. Bu bir saka degildir. Eger bana inanmiyorsaniz bu siteye gidin: http://news.bbc.co.uk/1/hi/business/1189119.stm ve kendiniz gorun. Her halukarda, bu mesaji en az 18 kisiye yolladiginizda msn adaminiz(su kücük yesil adam) maviye donusecektir. Lutfen bu mesaji yollarken kopyala-yapıstır yapin, forward larsaniz kimse ciddiye almaz."

Ulan girdim linke tarihe bir baktım Sunday, 25 February, 2001, 11:00 GMT
..?
kızdım...
çok kızdım...
cevap yazdım...

"Bunu yazan hangi gerizekalıysa onun olmayan beynine %&^$. Yazının tarihini oku kafatasını ^$%&x. Sunday, 25 February, 2001, 11:00 GMT 5 yıl geçmiş üzerinden. Lütfen bunuda herkese forwerd edin etmeyeninde ebesine atlayayım."

Terbiyesizim...

Yazma Saati
7:01 ÖS

Cumartesi, Kasım 11, 2006


Bilindiği üzere halen devam etmekte olan bir fuarımız var. Autoshow. İlk gün ziyarete kapalı ama VIP kişiyere özel davetiye karşılığı açık. :) Evet ben halkla gezemeyeceğime göre VIP olarak gezmeliydim. Aslında hiçbir ehemmiyetim olamamasına rağmen ön saflarda yerimi almıştım ilkgün.


Bunun avantajları çok tabi ki. Mesela kimse giremezken Porsche standına, ben paldır küldür daldım ve hepsini kurcaladım. :)


Bu Iroc. Scirocconun kardeşi. Tek prototip dünyadaki ve el bile sürdürmüyorlar. dı. :)))


Götümü 580 000 Euroluk arabanını koltuğuna koydum ya, sırtım artık yere gelmez.


Ben daha çok prototiplerle ilgilerdim. Concept arabaları daha çok seviyom. Kimsede yok ya o yüzden.


Buna hastayım, ama bana gelmez 15. dksı girerim bir yaere ben bu aletle. Klasik ve artık üretilmiyor.


Eeee yorulduk kardeşim yok mu oturup soluklanacak biryer..? Olmaz mııııı..?


Sıcak soğuk hertürlü meze desteğyle içkimizide yudumladık, gezintimizide yaptık, çok muhtaeşem 2 gün geçirdim. Birinci gün VIP, ikinci sefer Audi VIP. Yere değiyodu yani. ;)



Anlayamadığım konu cezerye niye vardı tabakta..? O kadar manken var fuarda, benim gibi adama yedirilir mi hiç..? :D Bu arada buradan Dodge standındaki Viperın üzerinde gezinen kızıl saçlı hatuna sesleniyorum. İnsan değilsin. :))))

Yazma Saati
8:34 ÖS

Perşembe, Kasım 09, 2006


Dün Eve geldim, uyumayı düşünüyordum aslında çünkü 3 gündür çok az uykuyla duruyordum. Sürtme dönemim gelmişti gene. Ama birden çok önemli bir işi unuttuğumu farkettim. Tarçının aşısı. Koyduk taşıma kutusuna götürdük vete apar topar. Benim ilaç firmasından bir kankim var yanımda. Çok cici bir kızdı vet. Eski vet lösemi aşısını yapmamış. Çok küfrettim içimden. Neyse, biz Tarçının işlerini hallettik eve geldik tekrar. Dedim şöyle akalım bir Taksime, Beyoğluna havayı koklayalım.

Yolda öğrendik ki, Nfest varmış Nevizadede. En favori mekanımdır o sokak zaten, ama önce bir yemek yiyelim dedik. Hep gittiğimiz yerlerin aksine bimediğimiz bir yere gidelim dedik. Ve Deepe gittik.
Bilinen bir yer aslında, İstiklal ile Tarlabaşı Bulvarı arasında kalıyor. Çok basit dekoru var ve yemekleri inanılmaz.

Ortam çok romantik, tavsiye ederim takılın göreceksiniz. Ben listeme ekledim. ;) Şimdi şu görüntüyü gör de içme. :P


Ben yemekte, Fesleğen Soslu Tavuk aldım. Çok kötü gelebilir o yeşil sos. Yani manda boku gibi duruyo farkındayım. Ama o kadar lezzetliydi ki, hala tadı damağımda. Ve fiyatlar çok ucuz. Daha da iyisi Ticket geçiyor.

Sonra festivale katıldık. Süslenmiş Nevizade, gelin gibi olmuş, Şahikanın tam karşısında bir sahne. Ve biz oturduktan 10 dk sonra sahnede Babazula. Anam bir oynadık, bir oynadık o sıra biraların tüm kalorileri gitti valla. Ter içinde kaldık. Tabi etrafta tek kıvıran biz değildik. :))

Sonra içtik, içtik ve içtik. Biri geldi diğeri gitti. Bir eğlendik bir eğlendik anlatamam.Ve saat 1e doğru ev geldim. Midem biraz acımıştı ve başım felaket dönüyodu. Yapılacak en doğru şeyi yaptım. Yattım...

Ama bu sakin durum çok sürmedi. Saat tam 3de annemin beni dürterek uyandırması ile telaşla kalktım.

-"Emre kalk Tarçın yok"

- "Nasıl yok..?"

-"Yok..!"

"Bir iğne 2 tane hap yedi, acaba ağır mı geldi" diyerek telaşla aramaya başladık. Ara, ara, ara, evi alt üst ettik gecenin körü yok yok yok. Ulan balkondan mı düştü, yere bakıyorum. Bir kedi cesedi var aşşağıda, biz 6. kattayız ama o kedi siyah. Ulan noluyo diyorum kafam zaten 1500 geriliyorum. Geberdi mi acep benimki diye telaşlanıyorum. Yarım saat arıyoruz evi sonuç sıfır. Herkes telaşlı, panik. En son "acaba acabaa" dedim ve evin kapısını sonrada ikinci çelik kapıyı açtım.

:)))

İşte orda.

Üşümüş

Tüyleri pofuk pofuk, oturmuş taşa, bana bakıyo uykulu gözleri. Ne ara çıktı dışarı bilmiyorum ama çıkmış işte ve dışarda kalmış. Çok korktum ya, cidden ailecek şok geçirdik. Evin neşesi ve herkes üzerine titriyo. Kedi sevmeyen babam bile çok seviyo artık. Puff, hiç gitmesin hayatımdan bu yaaa. :)))


Yazma Saati
5:31 ÖS

Pazartesi, Kasım 06, 2006


Kadınlara güvenmediğimi her zaman söyledim, her zaman söyleyeceğim. Çünkü değişkendirler, istikrarlı değildirler. Ayakkabı ve giysi alma konusu hariç. Aralarında delikanlı olanları çok azdır ki, benimde karşıma zaman zaman çıkmştır bir iki tanesi. Dünya ahret bacım kardeşim sevgilimdirler. Ama birde bazıları vardır ki aşşağılık yaratıklardır. Sevgiyi saygıyı hak etmezler. Bunlar için uğraşmaya değmez, mücadele etmeye gerek yoktur. En başta yalan söylerler. Göz göre göre hemde. Hani derler ya "Küllüm Yalan" diye tam ondan.

Ya hadi aklın boyunla doğru orantılı, ya bi haddini bil be, bari bana yalan söyleme kadın. Sonra da saygı sevgi beklerler. Al..! Bir de hesap sorar bunlar. "Sen beni hiç Sevmediiin, istemediiiin" Seni isteyenin ta ...! Düşünceler zaten bilinir, açıktır ama gizlediğini düşünür. O düşünceye göre tedbir alır erkek, ama o hala küçük beyniyle minik minik dallaslar kurmaktadır. Küçük çıkarlar, ne kadar acı..?

Acıdır çünkü senin yediğini düşünür, rahatlatır kendini ama bu aptal oyunun esas kızı odur. Ama oskarı aldığının hiç farkında değildir. Detayları kaçırır kadın milleti. Arkadaşım der ama anlaşılır o adamın senin alternatifin olduğu..? Ne cüret cüce..? :) Hangi akılla..? Sertifikalarla adam olunsa senden gene bi bok olmazdı aptal.

Son cümlem şudur ki,

"Erkeklerin bilinen 250 sevgilisi varken kadınların bilinen 1, bilinmeyen 249 sevgilisi vardır." Akıllı bir erkek asla bir kadına güvenmez ve asla kendine güvendirmez. Bunu bilir bunu söylerim...

Yazma Saati
11:49 ÖS

Cumartesi, Kasım 04, 2006


Çok değiştim aslında. En son ilkokulda "bu matematik bitmeyecek mi hiç" diyordum. Şimdi "Şu Cumartesi ne zaman gelecek" diyorum. 27ye çeğrek kala gelmişim bir durağa. Mola veriyorum sanki. Çok güzel beklentilerim vardı, çok güzel hayallerim. Ama ya yaşadıklarım..? Çok mu ağırdı yada ben mi yükledim o yükleri kendime..?

Kendime çok bakardım, elim ayağım düzgün olsun diye titrerdim kendime. Saçım için 3 kez kuaföre giderdim mesela. Uyumlu giyinmeyi, orjinal olmaya çok dikkat ederdim. Siyah nokta krizimiz bile vardı ayda bir. Düşlerimi yaşamak istiyodum onlar için yaşıyordum. 60 sene gibi çok kısa bir sürem vardı çünkü ben asla 60ımı göremeyeceğim.

Ya şimdi..? Akışına bıraktım, gitsin gittiği yere kadar. Ya kıyıya çıkacağım ya şelaleden düşeceğim. Çirkin olmak istiyorum. Şebnemin dediği gibi "görünmez olmak istiyorum". Çirkin olmak istiyorum, kimse bakmasın yüzüme, uğraşmasın benimle, sanki orda yokmuşum gibi davransın. Yorgunum ilişkilerden, yalan yüzlerden, korkak kalplerden. Sevgilerimin sayısını bilmiyorum, isimlerini hatırlamıyorum, arkadaşlarım bile kız arkadaşım diediğim zaman "hangisi?" diyor. Utanıyorum bu halimden. Bu sistem beni yarattı diyorum, düşmek ayıp değil kalkmasını bilirim diyorum ve biliyorum. Kalkıyorum ve yürümeye devam ediyorum. Ama içim acıyo. İş hayatım tam bir facia, hiç anlatmaya bile girmeyeceğim tam macera ve kontrolüm dışında.

Çözüm bulamıyorum ve ailedeki piç amca modeline doğru hızla gidiyorum. Uff bilmiyorum. Sagopa dinliyorum,

az im ata nihshal letahnen
tihnanta lehashel
ma shelo shober ayom
mahar yehashel
az kol mi she sovel
mahar od yehayehkmo yeled she zohe layom mahar kvar yeleh
en sod la atslaha ki meayom arishon mehinim matkon le kishalon memshelet
ganon mamash goal
od ikul od otsaa lapoal
ve kol od zerifil laem
lo meshanim et a noal
ma kore po mohrim halom ve ashlaya akol iye beseder kan abeaya ani meabed shlita im ahshara
ve askala aval bli avoda lo soger et ha shana ve od milionim shekamoni
menasim laalot learviah be kavod
leitparnes ve lihyot a asiron a elyon tamid hogeg ani nilham agibor a almoni-benadam

Bilmiyorum...

P.S: İbranice sözlerin karşılığı,

Eğer planlamayı başaramazsan,
Başarmamayı planlamışsındır
Bugün seni kırmayan, yarın seni tökezlettirir
Yani bugün kim ağlıyorsa yarın gülecektir
Tıpkı bugün emekleyen bir çocuğun yarın yürüyeceği gibi
Başarı için hiçbir sır yoktur çünkü ilk günden, anaokulundan itibaren başarısızlığa hazırlarlar seni (Huh)
Saf tiksinti, başka tahliye, başka yeniden başlamalar
ve onlar için buna değdiği sürece prosedürü değiştirmezler
Burada neler oluyor ? Bize rüya ve hayal satıyorlar..
"Herşey yoluna girecek" işte problem burada
Antreman ve eğitimle kontrolü kaybediyorum fakat işim yok
Bu yılı bitirebilirim ve benim gibi milyonlar yetişmeye çalışıyor
ve onur kazanmaya çalışıp yaşıyorlar
Üst tabaka mücadelemi hep takdir ediyor
Anonim kahraman - İnsan!

Yazma Saati
8:07 ÖS

Cuma, Kasım 03, 2006


Sonu var mı bilinmez, gelecek ne gösterir tahmen edilemez. Sadece eve dönüyordum, kafam biraz karışmıştı, biliyordum sonunu, hazırdım çok etkilenmemiştim ülmüştüm ama bu bir son değildi ki. En azından ben öyle düşünüyordum. Beyaz ışıklar geçiyordu solumdan ve kırmızılar sağımdan.

Motorun sesi. Tırrrrr.

I hate Diesel. CDyi aç,

Sıradaki şarkı, Track 8

Sunday morning rain is falling
Steal some covers share some skin
Clouds are shrouding us in moments unforgettable
You twist to fit the mold that I am in
But things just get so crazy living life gets hard to do
And I would gladly hit the road get up and go if I knew
That someday it would bring me back to you
That someday it would bring me back to you

That may be all I need
In darkness she is all I see
Come and rest your bones with me
Driving slow on sunday morning

And I never want to leave
Fingers trace your every outline
Paint a picture with my hands
Back and forth we sway like branches in a storm
Change the weather still together when it ends

That may be all I need
In darkness she is all I see
Come and rest your bones with me
Driving slow on sunday morning

And I never want to leave
But things just get so crazy living life gets hard to do
Sunday morning rain is falling and I’m calling out to you
Singing someday it’ll bring me back to you
Find a way to bring myself home to you

And you may not know
That may be all I need
In darkness she is all I see
Come and rest your bones with me
Driving slow?

Ama doğru gitmeyen birşeyler vardı. Şarkı yanlıştı, çünkü bugün Çarşambaydı...

Yazma Saati
6:56 ÖS

Çarşamba, Kasım 01, 2006


İs yaşamında önemli yerlere gelmiş bir grup eski mezun arkadaş grubu üniversitedeki hocalarindan birini ziyarete gitmiş. Çesitli konular konuşulduktan sonra sohbet, işin yarattiği strese ve hayatin zorluklarına gelmiş. Yaşli üniversite hocası ziyaretçilerine kahve ikram etmek üzere mutfağa gitmiş ve değişik boy, renk ve kalitede bir çok fincanin bulundugu bir tepsiyle geri dönmüş. Kimi porselen, kimi seramik, kimi cam, kimi plastik olan fincanlari ve kahve termosunu masaya koyup kahvelerini oradan almalarını söylemiş. Tüm eski ögrenciler kahvelerini alıp koltuklarina döndügünde hocalari onlara şunu söylemis:

"Farkina vardınız mı bilmem, zarif görünümlü, güzel, pahalı fincanların hepsi alındı, masada yalnızca ucuz ve basit görünümlü fincanlar kaldı. Elbette ki kendiniz için en güzelini istemek ve onu almak çok normal ama işte bu demin bahsettiginiz problemlerinizin ve stresin nedeni. Hepinizin istediği fincan degil, kahve iken, bilinçli olarak herbiriniz birbirinizin aldığı fincanlari gözleyerek daha iyi olan fincanları almaya uğraştınız. "

Yasam kahveyse, is, para ve mevki fincandır. Bunlar yalnızca Yaşam'i tutmaya yarayan araçlardir, ama Yaşam'in kalitesi bunlara göre değişmez. Bazen yalnızca fincana odaklanarak, içindeki kahvenin zevkini çikarmayi unutabiliyoruz.

şeklinde yollamış Çitos...

Yazma Saati
10:26 ÖS

Blog Sahabı

79 yılında bir hata sonucu dünyaya gelen insan yavrusuyum. Çok konuşurum çok konuşurum ve çok konuşurum. Asabiyim, kompleksliyim, vodkayım, Redbullum, inatım, uyuzum, sevişgenim. Bodrumda betona düştükten sonra gerçeklerimi görmeye başladım. Bu durumdan rahatsız mıyım, sanmıyorum. Haa en önemlisi bekarım.
Yarışmaya İstanbuldan katılıyorum ve hiçbirinize başarılar dilemiyorum... Hadi iletişelim: atonicaya@gmail.com



Dünya Güzelleri

Rukk
Burcu
Nakhar
MADA
İndis
Mom
Burcuk
Püsküü
Mathy
isbn9760806
Su

Arşiv






































Son söz...



Sordum Soruyu

polls Internetten tanisilip, kurulan iliskiden...
Cacik olmaz..!
Bir ihtimal olabilir..?
Biraz heyecanlı biseylerçıkabilir...
Cok guzel bir iliski olabilir...
Ne sacma soru bu..?
Hepsinden biraz

play slots


Sosyal İçerik








Meraklıyım Ben

   


Çoook teşkür...

;Designed by mehgee
;Image from deviantart ; vampireDoLL
;Hosted by blogger and Photobucket
;Edited with Adobe Elements