Cuma, Aralık 30, 2005


Bir yıl daha yaşlandık, bir yıl daha geride kaldı.
Kimimiz istediklerimizi aldık, kimimiz beklentilerimize bir sonraki yıla yolladık. Zaman akıyor, daha dün ilkokulda matematiği sevmiyorum diye düşünüyordum, şimdi gelecekle ilgili düşüncelerim var. Değişiyoruz, yaşlanıyoruz etrafımızdaki herşey gibi.

Lafı çok fazla uzatıp kafa şişirmek istemiyorum. Yeni yıl ne para, ne pul, ne manita, ne araba, ne mal, ne mülk, ne sağlık...
Sadece Huzur getirsin hepinize... Sedace huzur...

İnsan sahip olduğu şeyleri kaybedince değerlerinin ne kadar önemli olduğunu anlıyor. Meğer ne kadar huzurlu bir yaşantım varmış, belki kıçım açıktı, belki birçok sahip olduğum şeye sahip değildim ama huzurum vardı.

Huzur nedir biliyor musun..? Hani gece yastığa kafanı koyuyorsun ya..? O sırada o hafifliği hissidip şükrediyorsan haline ve kafanın içnden acılar, dertler geçmiyorsa işte huzur budur. Ve emin ol, o küçümsediğimiz yamyamlar, yerliler senden benden çok daha huzurlu yatıyorlar şu anda.

Hepinize yeni yılda bol huzurlu, sağlıklı ve mümkün mertebe nakit bolluğu olan bir hayat diliyorum. Ve içtenlikle sahip olduğunuz güzellikleri kaybetmemeniz için dua ediyorum, hem siz hem kendim için. Mutlu yıllar benim canım insancıklarım. Hepinizi çok seviyorum.

Yazma Saati
2:18 ÖS



Evet bir anket sonuçlarının daha açıklanmasıyla birlikteyiz.
Zaman ayırıp tıklayan dostlar anketi şu şekilde sonuçlandırmışlar;

Sevgilini yatakta yakalarsan..?

Hiç acımam doğrarım... 15.38%
Suratına tükürür giderim... 33.33%
Bende onu boynuzlarım... 15.38%
Aval aval bakarım... 7.69%
Önce doğrarım, tükürürüm, sonra aval aval bakarım... 25.64%
Hiçbiri... 2.56%

Tükürüp gidelim sevgili dostlar...

Yazma Saati
1:36 ÖS

Çarşamba, Aralık 28, 2005


Şanssız mı doğar insan yoksa sonradan kazanılan bir özellik mi şanssızlık..?

Hani derler ya;

"ulan geçtiğin yerde çim bitmiyor senin" yada "uğursuzsun sen"
"bahtsız bedeviyi çölde kutup ayısı severmiş"
"bela paratonerisin"
"öküz oynaşa çıkmış ay akşamdan doğmuş"
"maşallah dediğin 40 gün yaşamıyor"
"bela başımdan, deli kıçımdan ayrılmaz"

Tam bu hesap benimkisi. 2005in muhakemesini yapıyorum kaç gündür (hani çalışmıyoruz ya, kafayı rahatlatıyoruz yaptığımız hataları görelim hesabı) ya arkadaş neyi bekliyosam tam tersi geldi başıma ya, hele bazı olaylar var ki, arkadaşlarım bile "ya kardeşim amma uğursuzsun ha" diye takılıyolardı bana. Mesela showrooma gelen bütün manyaklar benim masaya otururdu. Ya arkadaş yürü ya, uza ya, 7 tane daha masa var niye gelip benim piskolojimi ciklet gibi çiğneyip tükürüyosun ya..?

Hayır diyecem büyü var, göz var, onların olması için bir durum yok, iyi birşey olmadı ki bu yıl göze gelim eşke desem nazara geldik. Geldikte başka şeye geldik, bir türlüde gidemiyoruz. Yani kurşun döktürsem kurşun delecek kabı, beynimden içeri akacak o duruma geldim sonunda. Bu olay gelse başıma hiç şaşırmayacağım. Hayır hainlik yapmadık, çakallık yapmadık, kimsenin ekmeğiyle, şerefiyle oynamadık. Kahpelik, itlik, hırsızlık da yapmadım. Yapsam yeminler ederim söylerim suçumu bilirim, paşa paşa kabulde ederim ama bu yıl melek gibiydim, arkadaş hep semer vurulan ben oldum.

Şansımla hayatımda olanlara bakıyorum, bir kez atarak mikro ekonomiden geçmiştim, o kadar. Hiç şansa bala şöyle kallavi birşey gelmedi başıma. Hep terso hep terso.

Devir mi değişti, ben mi aptallaştım bilmiyorum. Yani tamam hayat herşeyi vermiyor insana, alıyor bazen ama hep mi ofsayt be hocam hep mi hükmen malubuz..? Ya bari sahaya çıkayım topa ayağım bi deysin..! Yoook düüüüt 3-0...

Yok ay jupiteri kovalamış, yok kovalar su akıtacakmış bu yıl, aman merkürün etkisi boğa burcundaymış, ikizler isilik, yaylar ishal olacak bu dönem, eyvah oğlakları teraziler kovalayacak yakalanabilirler yılın son aylarında... Ulan salak olup fala, ota boka mı inansam artık ya..?

2006dan ne bekliyorum..? Hiçbirşey. Acı ama hiçbirşey beklemiyorum! Tam gölge etme başka ihsan istemez durumları hakim. Hiç iyi gelmedin hiiiç 2005, allah belanı versin, zıbar gitte kardeşin gelsin, senden kötü olamaz ya..?

Yazma Saati
10:58 ÖS



BİYOLOJİ SINAVI
Biyoloji dersinden yapılacak sınav için sınıftaki herkez acayip çalışmış, notlar fotokopiler havada uçuşmuş. Daha sonra sınavın yapılacağı gün gitmişler bir de bakmışlar, ortada kağıt kalem yok sadece sıra sıra mikroskoplar. Hocada başlarında bekliyorken demiş ki,

"Bu mikroskaplarda lam'da bir böceğin bacağı var, sınavınız bacağından böceği tanımak"

Tabi hemen itirazlar ama fayda etmemiş, hoca dediği dedik. Öğrenciler mikroskopların başına geçmiş. Ama bir şey yapamıyorlar. En sonunda biri dayanamamış, kapıyı çarpıp çıkmış. Hoca arkasından seslenmiş

"Kimsin ulan sen, kapıyı çarpıp çıkıyorsun?" Kapı hafifçe aralanmış ve bir bacak uzanmış

" Tanısana hadi lan tanısana kim olduğumu"
"OLURMU BAŞKASI VURMUŞTUR ONU."
85 yaşında da bir adam doğum hanenin kapısında çbeklemektedir.. Doğum haneden çıkan doktor şöyle bir bakındıktan sonra yaşlı adama sorar:

D-"içerde doğum yapan bayan yakınınız mı?"

A- "Evet, eşim."

D- "Ama bayan 25 yaşlarında...

A- "Tamam işte, eşim o. Niye şaşırdınız, baba olamaz mıyım yani?"

D- "Yoo, aklıma benim dedem geldi de."

A- "Nesi varmış dedenizin?"

D- "Kendisi av meraklısı idi. sürekli ava çıkardı. Ancak yaşlanınca zorlanmaya başladı. Bir gün ava çıkacakken kendisini uyardık, aman yapma dedecim, sen yaşlandyn, ava gidemezsin diye. Kendisi israr etti ve hazırlandı. E, tabi yaşlılık, çıkarken tüfek yerine bastonaldı eline. Ben de kendisiyle gittim. Ormanda bayağı yol yürüdükten sonra bir geyik gördük.Dedim ya, dedem yaşlı. Bastonu omzuna koydu, doğrulttu ve geyiğe bastonla ateş etti. Geyik o anda vurulup yere düştü..."

A- "Olur mu, başkası vurmuştur onu."

D- "Ben de onu demeye çalışıyorum işte.
Padişah Ve Vezir
Padişah ile Vezir tartışmaya başlamış. Padişah, vezire, "En büyük ve en güçlü benim. Sen benim emrimdesin" demiş. Vezir, "Hayır ben büyüğüm. Ordunun başında ben savaşıyorum, sen sadece mühür basıyorsun" diye itiraz etmiş. Tartışma uzayınca Padişah'la vezir, bir çobanın yanına gitmiş ve konuya direkt girmemek için çobana sormuşlar;

-Senin koyunun mu büyük ineğin mi ?

Çoban "İnek" demiş,

-Keçin mi büyük, öküzün mü ?

Çoban "Öküzüm tabii ki" deyince, kilit soruyu yöneltmişler çobana;

-Söyle bakalım "Padişah mı büyük, vezir mi?"..

Çoban hiç düşünmeden yanıtlamış.

-Vallahi ben bu hayvanları tanımıyorum

Yazma Saati
12:10 ÖÖ

Pazartesi, Aralık 26, 2005



Haftasonu Hürriyet gazetesinde bir haber vardı.
http://www.hurriyet.com.tr/spor/3699255.asp?gid=53

İspanyanın köklü futbol takımlarından Deportivo La Coruna stadına Türk bayrağı asıyormuş. Ben TRT-2 de maçlarına eskiden bakarken dikkat etmiştim ama 1-2 gurbetçidir diye üstelememiştim. Ama olay farklıymış meğer, resmi sitelerinde de bu olayı açıklıyorlar ve Los Turcos (Spanish)/Os Turcos (Galician) şeklinde kendilerine adlandırıyorlar İspanyada. Bayrakların stada asılmasının sebebi ise çok değişik. Vigo şehrinden olanlar onları aşağılamak için Turcos demişler ama onlar bu ismi gururla kabul etmişler ve o günden sonra maçlarda Türk bayrağı açılıyormuş. Hatta forumlarında özellikle aşağıdaki resimdeki olay yüzünden (Panathinaikos maçı, tabiki Yunan ekibi) bayağı Türkden mesaj gelmiş destek olarak.

Forumda Türkçe Maraba, Salam gibi selamlama ifadelerini görüncü çok hoşuma gitti. Adama diyecem kardeşim bunlar Türkçede başka manalara gelir diye ama hevesini kırmanın ne anlamı var ki..? Yemişim alt üst yan kimliğini şu İspanyollar kadar olamadı bizim zevzekler.


Yazma Saati
1:41 ÖS

Pazar, Aralık 25, 2005


Sadace bir elma yüzünden mi geldik şimdi buraya..? Yasak meyve yendi ve buradayız işte. Peki cennet gibi bir mekanda neden elma yasak ve bu kadar mukaddes ortamda bir elma için mi cezalandırılmış Havva. Peki Adem ile Havva"yı cennetten çıkaran Elma neden pazarlarda kilosu 1 milyona satılıyor?

Reankarnasyon yok, peki dünyaya sakat gelen milyonlar var. Bunların günahı ne..? Yeni bir hayat hakları değil mi..? Cennete gidecekleri kesinse neden bu dünyada cezasını çekiyorlar..? Herşey karşılıklı mı tanrı katında..?

Neden yaptığın kötülüğün karşılığını hemen alırsın ama iyilik yapıp denize atarsın..? Ne Haliki, ne Baliki tanırım. Bende kazançlarımı bilsem, görsem, yaşasam..? O zaman iyilik daha çok yapılmaz mıydı..? Amaç iyiliği yada kötülüğü yapmak yerine, her ikisinide içten yapmak mıdır yoksa..?

Şeytanı neden yok etmiyor ki..? Onun yoldan çıkardığı milyonlara göz yummak..? Yoksa onun yaptıklarına saygı mı duyuyor..? Gücü de var yok etmek hiç sorun değil onun için, acaba oyun oynamayı mı seviyor..?

O kadar kitap, o kadar peygamber ama bana varlığını en büyük isyanımda, babamın By-Pass olmasından 1 yıl sonra beyin kanaması geçirdiğinde ""varsan kurtar" dememle ispatı. Varlığını ispat için mi babam beyin kanaması geçirdi yoksa..? Bilmiyorum ama bilmek istiyorum. Herşey karşılıklı değil mi..?

Yazma Saati
8:00 ÖS

Cuma, Aralık 23, 2005


23 Aralık 1930 tarihi sana ne ifade ediyor? Hiç çağrışım yapıyor mu peki? Bugün tanıdık tanımadık birçok blog dolaştım, dedim belki hatırlayan vardır ama bu tarihi hatırlayan 1 tane, evet sadece 1 TANE blog bulabildim.
23 Aralık 1930
Ne mi oldu bu tarihte..? Anlatayım biraz belki hatırlarız hep beraber.
Adı Mustafa Fehmi Kubilay.
Baba adı Hüseyin, ana adı Zeynep. Giritli bir ailenin çocuğu. 1906 doğumlu. Kubilay bir öğretmen. Cumhuriyet öğretmeni. 1930 yılında İzmir'in Menemen İlçesi'nde askerlik görevini yapıyor. O sırada 24 yaşında.
Bu genç insan, Menemen´de 23 Aralık 1930´da şeriat isteyenler tarafından öldürüldü. 1925 yılındaki Şeyh Sait isyanından sonra tanık olduğu ikinci önemli irtica olayı, "Menemen Olayı - Kubilay Olayı" olarak tarihe geçti.
Olayın elebaşısı "mehdi" olduğunu iddia eden Giritli Mehmet (Derviş Mehmet) adında Nakşibendi tarikatına bağlı biriydi. 7 Aralık"ta 6 müridiyle (Şamdan Mehmet, Sütçü Mehmet Emin, Nalıncı Hasan, Küçük Hasan) Manisa"dan yola çıkan Derviş Manisa"dan yola çıkan Derviş Mehmet, 23 Aralık sabahı, gün doğarken Menemen"e girdi. Belediye Meydanında çevresine topladığı yaklaşık yüz kişiyle zikrederek şeriat ilan etmeye kalkıştı. Meydandaki kalabalığın bir bölümü çağrısına uymuş, bir bölümü ise seyirci kalmayı yeğlemişti. Silahlı olan asiler bir müfrezenin başında olaya müdahale eden yedek subay Asteğmen Kubilay"ı hemen ardından da Hasan ve Şevki adındaki iki mahalle bekçisini öldürdüler.
Peki bunu nasıl yapmışlar..? Onu da hatırlayalım hep beraber;
Tutanaklardan yargılamanın ilk günü...: (15 Ocak 1931)
Sorguya çekilen diğer maznun Küçük Hasan
Sabah yakındı. Zeytinlikte oturarak esrar içtik. Şafak sökmek üzere idi. Meneme"in içerisine girdik Bozalan"dan hareket ederken Mehdi bana da bir tabanca vermişti. Fakat ben onu hiç kullanmadım Menemen"in içerisine girmezden evvel Mehdi bize ayetülkürsiyi okutmağa başladı. Menemen"in içerisine tekbirlerle girdik. Çarşı içerisinde bir cami yanına geldik, silâhlılar camiin etrafını sardılar Nalıncı Hasan camiye girerek bir sancak aldı o vakit camide iki kişi vardı, bir insan da ezan okumak üzere idi. Mehdi, Camide bulunanlara ben ahir zamanda gelecek olan mehdiyim deyince camidekiler şehadet getirmeğe başladılar. Sancakla camiin önündeki meydanlığa geldik, orada biraz zikrettikten sonra Mehdi, Meneme"in içerisini, mahallelerin gezmek istedi. Ve orada hazır bulunan tanımadığım birisine bize mahalleleri gezdir dedi. O tanımadığım adam bizimle beraber mahalleleri zikrederek dolaştık, bir yere geldik, Mehdi bizden ayrılmıştı. Mehdi"yi kaybettik, dolaşırken bir sokakta Mehdiyle Saffet Hocayı karşı karşıya gördük. Saffet Hoca evine girdi. Pencereyi kapattı biz oradan tekrar belediye meydanlığına geldik yine zikre başladık bir çok halk toplanmıştı. Sancağı yere dikmek istedik, tanımadığım birisi bir çukur kazdı, sancak oraya dikildi. Etrafımıza tahminen 100 kişi toplanmıştı. Bunların hemen hepsi zikre iştirak ediyorlardı. Mehdi Mehmet mehdiliğini ilân etmişti. Ve etraf 70 000 evliya ile sarılmıştı. Herkes öğleye kadar sancağın altına gelsin, gelmiyenlerin kafası kesilecektir dedi. Bu sırada bir jandarma, yanında dört beş jandarma ile gelerek Mehdi"ye ne istiyorsun, dağılın dedi, Mehdi ona ben mehdiyim, halkı şeriata ve dine davete geldim. Etraf sarılmıştır. 70 000 kişi vardır dedi. Ve silâhını jandarmalara karşı kaldırdı. Jandarmalar kaçarak hükümete girdiler. Zikir yine devam ediyordu. Müteakiben bir jandarma yüzbaşısı gelerek Mehdi ile konuştu. Ve Mehdi"ye biz de Müslümanız, dağıln dedi. Ve jandarma yüzbaşısı da hükümete doğru gidince halkın bir kısmı Mehdi"yi alkışladılar. Yine bir askeri yüzbaşısı geldi. O da döndü. Arkadan bir genç zabit kumandasında süngü takılı bir müfreze geldi. Zabit, Mehdi"nln yanına gelerek yakasından tuttu. Mehdi"ye teslim ol dedi, Mehdi zabiti kaktırdı ve silâhla vurdu. Zabit yaralı olarak camii yanına gelince düştü. Şamdan Mehmet giderek zabitin kafasını kesti, getirdi sancağın ucuna dikti. Baş orada durmayınca ahaliden birisi ip verdi. Başı sancağın ucuna bağladılar. Ve yine bu vaziyette meydanlıkta tekbire başladık. Süngü takılı askerler kaçmışlardı. Zikir esnasında her taraftan silâhlar patlamağa başladı. Mehdi, Sütçü Mehmet, Şamdan Mehmet vuruldular. Mehmet Emin de yaralandı. Biz Nalıncı Hasan ile Manisa"ya kaçtık, üç gün sonra bizi Manisa"da tuttular. Mesele bundan ibarettir Paşam Hazretleri.
Esas hakkındaki iddianamede ise şu şekilde anlatılayor olay.
İhtiyat Zabit Vekili Kublay B. süngülü askerini belediye meydanlığındaki kahve önüne bıraktıktan sonra kendisi öne atılarak asilere dağılmasını söylüyor ve Mehdi Giritli Mehmed"i kolundan tutup çekiyor ve askere süngü tak emrini veriyor. Buna Mehdi silah atmak suretile mukabele ediyor ve ağır bir surette yaralıyor. Yaralanan Kublay Bey tam bir metin asker tavrıyla oradan ayrılıyor, arkasından ikinci defa atılan kurşun isabet etmeden Hükûmetin arkasındaki avluya kendini atıyor, fakat aldığı birinci kurşun yarasından kaçamayarak oraya düşüyor.

Maznunların hunharane hareketi ve Kublay Beyle iki bekçinin şehadeti : Kubilay Beyin, orayı gören, her nasılsa haber alan Mehdi Giritli Mehmet, askerin kaçmasından ve halkın el çırpmak suretile kendisine müzaheretinden ve sigara ikramından cüret alarak ortalığa bir dehşet salmak için bu anda cinaî bir rol yapmak istiyor, derhal maznunlardan Ali oğlu Hasan"ın torbası içindeki bıçağı aldıktan sonra Şamdan Memet"le beraber Kublayın yanına gidiyor, bıçağile boynundan keserek kellesini alıyor, bu suretle ordunun bir zabiti ve asil Türk evladı Kubilay, tanı bir canavarca hlsle şehit ediliyor. Bununla kanmıyan Mehdi, kafayı saçlarından tutarak orada bulunan üstüvane şeklindeki taşa vuruyor ve etrafını biraz gezdikten sonra getirip bayrağın üzerine takıyor. Bu fecaat karşısında seyir ve Menemen halkından bazıları tarafından ikinci bir alkış tufanı başlıyor, bayrak eyi dikilmemiş olacaktır ki düşüyor. Bittabi kafa da düşüyor Mehdi Memet, bayrağı elektrik direğine bağlamak için ip istiyor; bir ip halk arasından Yusufoğlu Kâmil tarafından koşarak getiriliyor ve sancak direğe bağlanıyor. Bu sıralarda alaydan yetişen diğer müfrezeler ve aynı zamanda namuslu iki bekçi ile asiler arasında cereyan eden müsademede Mehdi Memet ve Şamdan Memet ve Sütçü Memet maktul ve Emrullahoğlu Memet Emin mecruh, bu meyanda iki bekçi de şehit düşüyor, âsilerden Nalıncı Hasan ile Ali oğlu Hasan da halk arasından kaçıyor ve Manisada yakayı ele veriyor.
Sonra ne mi oluyor..? 31 Aralık 1930"da toplanan bakanlar kurulu, Menemen ilçesi ile Manisa ve Balıkesir merkez ilçelerinde bir ay süre ile sıkıyönetim ilan edilmesine karar veriyor. Sıkıyönetim mahkemesi, 105 sanığı 15 Ocak 1931"de yargılamaya başlıyor. Duruşmalar, 25 Ocakta sona eriyor ve 105 sanıktan 37si için ölüm cezası veriliyor. 6sının ölüm cezası yaş haddi nedeniyle 24 yıl idama bedel hapis cezasına çevriliyor. Diğer sanıklardan 20sine bir yıl, 14üne üç yıl, 6sına 15 yıl, birine 12,5 yıl hapis cezası veriliyor, 27 sanık beraat ediyor.

Karar, 31 Ocak 1931de TBMMye sunuluyor. Aynı gün Adalet Komisyonunda görüşülüyor. Komisyon, 31 ölüm cezasından 28ini onaylıyorı. 2 kişinin ölüm cezasını 2 yıl hapis cezasına çeviriyor. Bir kişinin cezası da, ölmesi nedeniyle kalkıyor. TBMM Genel Kurulu, 2 Şubat 1931de cezaları naylıyor.

Ölüm cezaları 3 Şubat 1931de yerine getiriliyor. Bazıları yedeksubay Kubilay’ın başını kestikleri yerde asılıyor.

Sıkıyönetim, 28 Şubat 1931de Manisa ve Balıkesirden, 8 Mart 1931'de de Menemenden kaldırılıyor...
Hatırladın mı..? Biz hiç unutmadık..!

Yazma Saati
8:06 ÖS




İlk dinlenilesi grup seksendört, yani internette bilinen isimleriyle Hacettepe ve "Ölürüm Hasretinle" şarkısyla bilinen bir grup. Ben bu şarkıyı duydum ama asıl albümü aldırtan şarkı "Kaçalım mı?" oldu. En az ilk çıkan şarkı kadar güzel, sarsıcı bu şarkı. 6 yıldır müzik aleminde beraber olan bu arkadaşlar, 500'e yakın ve çoğunluğu üniversitelerde hem ana hem de alt grup olarak konserlere çıkan ve iyi bir performans grubu. Arabesk melodileri aldım ben şarkılarda. Alınıp dinlensin bir zahmet.

İkinci grup Çilekeş. Ben Çilekeş"i Fanta Gençlik Festivalinde, - Merak Etme Sen"di sanırım - arabesk bir şarkıyı yorumlamışlardı. Ordan aklımda kalmış, alıp dinleyelim dedik aman iyi yapmışız. Güzel iş çıkarmışlar, çok sert müzik yapmışlar, taviz vermemişler iyi de etmişler. Daha profesyonelce yapılmış Seksendört"e göre albüm özellikle gitaristleri çok felaket. Zaten tipi ve hareketleri Wes Borland"a çok benziyor (limp Bizkitin rahatsız gitaristi). Dinlenilebilir güzel olmuş.
~o0o~
Arkadaş bugün var bi saçmalık, demin bizim cama kedi düştü. Evet evet kedi düştü, bizim üst kat teras, tam postu yazdım yollayacağım, paat diye bir ses, anam bi baktım kedi. Benim camdan bana bakıyo meaaaov...
Paaat diye terastan cama düştü salak, 5. kattayız beyni patlayacak, korkmuş bide açtık camı girdi içeri koltuğun arkasına kaçtı, açtık kapıyı koltuğu sallayınca hoop çıktı kapıdan dışarı. Ama yukarı doğru çıktı , düşer 3 vakte kadar gene. Hay allah...

Yazma Saati
1:35 ÖS

Salı, Aralık 20, 2005


Düşünüyorum bazen, ya ben okumasam, kaderimde başka yollar seçsem, mesela bir meslek sahibi olsam bugüne nasıl gelirdim yada hangi mesleği seçerdim diye. Memnunum hayatımdan ve hiç yaptığım tercihlerden pişman oymadım ve gene olsa gene yapardım aynı seçimleri. Ama düşünüyorum, değişik bir hayat istesem nasıl olurdu diye.
Sonuçlarım şunlar;
1- Uzun yol şöförü olurdum, açardım İboyu, takardım 56 ekran güneş gözlüğünü giderdim ölene kadar. Çünkü en büyük hayalim 0 304 kullanmak ve tipimde gidiyo şöförlüğe be. Küçükken annem yolculuk sırasında yanımızdan kamyon geçse "Hııın hııın tııııs" diye uyanıp söylenip geri yattığımı söyler hep.
2- Otopark mafyası olurdum. Zaten yetişme tarzından piskopat meylim var, otururdum yazaaanede, "olm lan aldınız mı abinizin arabayı..? $%&X@ gidin alın çabuk hadii" naraları arasında işi götürürdüm.
Peki sen ne olurdun başka bir yol seçsen..? Herkes yazsın birşeyler, merak ediyorum ya , nasıl birşey our...

Yazma Saati
9:18 ÖS

Pazartesi, Aralık 19, 2005



Eveet sevgili çocuklar,
bugün size bir online oyun tanıtcağım. Adı The Mobster.

http://www.themobster.com/

adresinden üye alıp oynamaya başlayacğınız oyun tam bir "işte ben daha serseriyim" oyunu. Amacanız oynadığınız şehre dehşet salmak ve en korkulan mafyası olmak.

Bunu yaparken, emrin altında kalpazanların, hayat kadınların, kaçakçıların, uyuşturucu dağıtıcıların, sana para kazandırıyor. Korumaların, ayak takımların, katillerin seni koruyup kolluyor. Tabi adamları kokainle, hapla, alkolle destekleyip en iyi silahları vereceksin. Araba alacaksın ki, rahat rahat rakiplerinin mekanlarını basıp para ve uyuşturucu alasın, araçlarını çalasın.

Hatta abart olayı kendi kartelini kur, birleş organize olarak suç işle. Bunu sana 10 dkda bir 15 tane verilen birimlerle (Turn) yapıyosun. Mesela, paraya ihtiyacın var ve kaçak işi yap diyosun 15 turn gidiyo hesabından . Yada rakibin merkezini basmak 4 turn gibi. Ana birim turn.

Zevkli ve zaman geçirten bir oyun. İngilizce ve oynanması çok kolay. Eğer başarıp o dönemin birincisi olursan para ödülüde var ama çok zor gözüküyor bu ihtimal. Ben şimdilerde Moskovada giderek büyüyorum, yakında birilerinin gözüne batarız kesin. Hele sana saldırırlarsa çok zevkli oluyor, hırs yapıyosun "allanın var mı lan senin" deyip dalıyosun adama. :)


Yazma Saati
1:07 ÖS

Cuma, Aralık 16, 2005


Allahım beterinden koru... Bir sitede okudum resmen sinirlerim bozuldu aynene aktarıyorum.

Bu olay Kayseri'nin Bünyan ilçesi'nde yaşanmıştır. Yada atmış birileri ne bilim.

Olay tüyler ürperticidir...

Gece bindiğiniz otomobilde direksiyonda kimse yoksa ne yapardınız ?




Kendisi Bünyan'lı olmayan, politikayla uğraşmış ve halen Kayseri'de yaşayan işadamı, Bünyan sınırında, Kayseri Malatya kara yolu üzerinde, bir benzin istasyonuna girer.
Lokantaya oturur ve orada kalabalık toplulukla birlikte bir ufak rakı içer ve yürüyüş mesafesindeki Bünyan'a gitmek için, lokantadan çıkar....



Ancak dışarısı hem zifiri karanlık hem de korkunç bir kar - tipi fırtınası başlamıştır.
Benzin istasyonuna yaklaşık 300 metre mesafedeki, Bünyan'a dönüş yolu kenarına varır.
Oradan geçen bir arabaya binip, Bünyan'a ulaşma derdindedir.
Fırtına daha da şiddetlenir....

Adam bir-kaç adım ötesini bile görememektedir.
Gelip-geçen bir araba da yoktur...

Nihayet karanlıklar içerisinde, hayalet gibi yavaş yavaş yaklaşan bir arabanın iki farını fark eder.


Arabanın, tam önünde yavaşlamasıyla birlikte hemen arka kapıyı açar ve arabaya biner. Kapıyı kapatır, araba yeniden hareket eder...


İçeridekilere merhaba demek ister.
Ama o da ne ?
Araba da kimse olmadığı gibi, direksiyonda da kimse yok !!!

Birden paniğe kapılır.
Korkuyla, hemen arabadan atlayıp, oradan koşarak uzaklaşmak ister ama hem araba hızlanmış, hem de korku ile dizleri bağlanmış, hareket edemez hale gelmiştir.

Araba keskin bir viraja doğru yaklaşır.
Adam dua etmeye başlar.

Tüm günahları için tövbe eder.
Arabayı durdurması için Allah'a yalvarır...


Tam bu esnada, pencereden bir el uzanır ve direksiyonu kıvırarak, sert virajdan arabanın doğru yola dönmesini sağlar.

Her tehlikeli dönemece yaklaştıkça, Allah'a yalvarış ve yakarışı artar ve her seferinde de bir el dişarıdan uzanıp, direksiyonu çevirir !



Sonunda kendisini biraz toparlar, ayaklarını kımıldatır.
"Ya Allah koru beni..." deyip, kapıyı açmasıyla birlikte, kendisini arabadan dişarı fırlatır...

Bir kaç takla attıktan sonra, şarampolde kendisine gelir.
Defalarca bildiği tüm duaları okuyarak, Bünyan'a yürüyerek ulaşır ve bir kahvehaneye girer...


Üstübaşı ıslak ve şok haldedir.

Kendisini tanıyanlar hemence sobanın başına alırlar. Eline bir çay verirler.

Bir müddet sonra kendisine gelip, sesi titreyerek, başına gelen doğa üstü ve korkunç olayı anlatır.

Olayı dinleyenler inanmak istemeseler de, anlatan kişinin aklı başında ve toplumsal sorumluluk taşıyan bir pozisyonda olduğunu bildiklerinden, herkeste derin bir sessizlik oluşur...


Yaklaşık yarım saat sonra, aynı kahvehaneye Koyundal Köyü'nden iki kişi girer.
Bir masaya oturur ve iki bardak çay söylerler.



Bu arada, gelenlerden birisi, diğerine şunları söyler :

- Hasan baksana;

Şu sobanın başında oturan geri zekalı,
bizim araba yolda kalınca, biz arabayı iterken,
arabaya binip de inen kişi değil mi ?

Yazma Saati
9:15 ÖS

Çarşamba, Aralık 14, 2005


Dün akşam ani bir kararla apar topar hamama gittik. Açıkmış allahtan, hemen girdik kabinimi aldım, soyundum peştamalı taktım kıçıma, doooğru hamamın merkezine. Yunus Abi diye bir tellak vardı, Sivaslı adam

- takip edin bakiiim dayınızı

diyince oğlum dedim yanlış yerlere geldik, hamam dedik gay clup çıktı. Sonra anladık ki Yunus Abi şakacı bir kişilikmiş.

Bizi göbek taşının oraya soktu ilk, lan zaten sıcak, nefes zor alıyosun, geçiverin oglum şuruya dedi saunaya soktu. Zaten nefes alamıyom orda hiç alamaz oldum, arkadaş birde taşa oturdu, taş zaten kızmış kıçı yandı salağın gülüştük hep beraber. Terliyosun tabi artık içerisi kaç dereceyse? Sonra çıktık bizim abi geldi, güzeeelce bir masaj, sonra ilki çitilemek olmakla birlikte 2 su yıkadı, sonra duruladı biz pamuk gibi olduk. Ama olan kıçı yanan arkadaşa oldu, ben Yunus abiyi gazladım

- Abi kibar davranma sert davran sert
diyince arkadaş biraz hırpalandı, durulanırken suyu biraz sıcak yedi, nasıl bağırıyor koptum ben. Yunus abide çıkarken;

- Hade bakimm kaymak gibi oldunuz diyince dedim tamam bu gece yeter bi kadar.

Dışarı çıktık doooğru arabaya, hemen Dilek pastanesine gittik, 3 tane orta Türk Kahvesi, hııııımmm.
Eve geldim dolapta Tekel birası var, bir tane çaktım kendime geldim, hakkaten kaymak gibi yatmışım. Ama amca iyiydi be bütün kulunçları yumuşacık yaptı valla. Ayda bir gün ordayız tam kadro artık.

Yazma Saati
9:14 ÖÖ

Salı, Aralık 13, 2005


Ben + 2 manyak arkadaşım estiği üzere açık bulabilirsek hamama gidiyoruz, yarın izlenimlerimi anlatırım.

Yazma Saati
9:27 ÖS

Pazartesi, Aralık 12, 2005


Sevgili insan evlatları.
Salaklıkta sınır tanımayan bendeniz, bugün karambolde daha yeni değiştirdiğim template kodlarını büyük bir salaklık örneği göstererek silmiş, hatta silmekle kalmamış olup, birde o haldeyken kaydetmiş bulunmaktayım! Blogu 1 hafta içinde 3. kez değiştirerek hepinizin gözlerine verdiğim zarardan dolayı özür dilerim. Yaptığım son salaklık olmasını hiçbir zaman gerçekleşmeyecek bir temenni olarak tarihin tozlu sayfalarına yazıyorum. Ahanda yazdım,
Bu SON OLSUN...

Yazma Saati
10:32 ÖS



Ufaklığı yolladık 12:30 Erzurum uçağıyla, bu aralar inmesi gerekiyor. Havaalanına gittiğimizden beri moralim bozuk, enerjim yok oldu. Güvenlik noktasından güle oynaya geçtik, güvenlik;
- Kemerleride çıkartalım
dedikçe kıkrdadık biz ailecek.
Geçtik yukarı çıktık boş olan sıralardan birine girdi bizimki Check-In yaptırdı geldi yanımıza. 110 nolu kapıdan binecek uçağa, gittik kapıya doğru orda başladı duygu seli. İnanılacak gibi değil belki ama %90 asker gidenler, kafalar traşlı, üzerlerinde en eski elbiseler (yeni olursa çalarlar) ve bol miktarda kırmızı göz. Hayatımda bu kadar fazla kırmızı gözü bir arada gördüğümü sanmıyorum. Neyse vedalaştık bizde, annem ağlıyor, babam ağlıyor (ki ben giderken hiç ağlamamıştı) yani soğukkanlılığımla övünen ben bile az kaldı başlıyodum. Sağa dön ağlayanlar, sola dön ağlayanlar, karşımda gidenler el sallıyor, selam verenler, gülümseyeler, annemin yanında bir kadın vardı, oğlu Erzuruma Jandarma çıkmış o tuttu tuttu kendini, oğlu artık geçti karşıya el salladı oda başladı ağlamaya. Annem zaten koptu salya sümük, anne tabi.
Bizimki geçti sıradan, güvenliğe doğru geldi, montunu çıkarmasını söylediler, bizimkinde surat ekşidi "gene mi lan"" ifadesi belirdi, soyundu. Geçti aldı montunu eşyasını, döndü, el salladı ve gitti. Galiba oda ağlıyodu ama anlamadım sıkıyordu kendini sanırım. Gel hatun dedim anneme üzülme ama o hıçk hıçk ağlıyor. Sonra geri dönerken ak sakallı bir amca nasıl ağlıyor gözleri kan çanağı, yanında birisi onu teskin ediyor " ağlama tamam, sen birde bir ay sonra yemin töreninde gör Vanı, çok güzel yer, hadi ağlama" gibi boş sözler söylüyordu. Anlamaz ki baba yüreği, kafası oğlunda. Sonra bir kızcağız vardı artık nişanlımı sevgilimi bilmiyorum, sarılmış ağlıyor hıçkıra hıçkıra. Ayrılamıyor gidip gidip sarlıyor. Ooof dedim biz aslan parçasını yolladık hadi dışarı...
Çıktık çıkmasına dışarı ya, perişan olduk ya. Uyuyacağım sanırım...
Bu arada bizimki Erzuruma inmiş Erzincana gidiyormuş şimdi aradı. :))))

Yazma Saati
2:09 ÖS

Pazar, Aralık 11, 2005


Canım sıkılıyor. İçimden dinlenmek geliyor uzaklaşıp gitmek geliyor fırsatım olmuyor. Şimdi de ufaklığın askerliği çıktı. Pazartesi onu yolluyoruz ama problem ufaklık değil evdekiler. Nefret ediyorum böyle zamanlardan, her boka atlıyolar yardım olsun diye, ortamı geriyolar ev hayatını çığrından çıkarıyolar. Yok onu yap yok şunu yap, ya adam askere gidiyor, babam gitmiş deri terlik almış... Adam nasıl duşa girsin yatakhanede dolşsın bunula diyorum bana bakıyo hemen başlıyo sıralamaya alış sebeplerini.
Gülsem mi ağlasam mı..? Annem tutmuş 3 kalıp sabun yok atlet yok bilmem ne... Ya diyorum ordan verecekler, olmadı alacak kantinden, cevap;
- Bişi olursa söylersin arasınlar beni...
Bıktım uğraşmaktan, arkadaş sırf çocuk sevicem diye çocuk yapılmaz ki..? 40 yaşında doğurursan 65 olunca tabi ki saçmalıyosun. Ooof askeri o gidiyor bunalan ben oluyorum. Şimdi anlıyorum en güzelini yapmışım aldım çantamı hade eyvallah gittim. Uğraşılmıyor ana baba milletiyle bende mi böyle olacağım Allahııııım yaşlanınca ya..? O zaman 50 yaş kafi bana, fazlasını arkadaşlara dağıtın.

Yazma Saati
4:22 ÖS

Cuma, Aralık 09, 2005


Koç : davar-ül kurban

Boğa : sıgır-ül camış

İkizler : adem-ül çift-i aynen

Yengeç : mahluk-ül derya-i bocekvari

Aslan : mahlukat-ül cimbom

Başak : nebatat-ül arpa vü yulaf

Terazi : endaze-i kantar

Akrep : haserat-ül zehr-i zıkkım

Yay : silah-ül zemberek

Oğlak : davar-ül sakal

Kova : damacana

Balık : mahsulat-i derya


Yok böyle birşey ya, doğrumu bilimem ama koptum resmen. Hele Koçun karşılığı süper. Birde bunlar var;


alphaville - kûy-ı elif

the beatles - haşaratü'l hamam

infected mushroom - mantar-ül marazziye

iron maiden - bakire-ül teneke

bluesaint - aziz-ül mai

queen - hanım sultan

guano apes - meymun'ül def-i hacet

pink floyd – pembe muvakkithane

deep purple - işkembe-i kübra

50 cent - 50 akçe

sugababes - sübyan-ı şeker

spice girls - baharadül avrad

massive attack - el-hücum

metallica - kalay-ı hümayun

red hot chili peppers - densiz beynamaz nebat

destiny's child - velet-ül mukadderat

alcatrazz - mekan-i zindan

abba - elifbabaelif


hepsi - topyek'un

manga - cüdded-ü aksa-i şark

kim bunlar - merak-ül beşer

Yazma Saati
11:00 ÖS

Perşembe, Aralık 08, 2005


En büyük asker bizim asker. Benim ufaklığı askere yolluyoruz.
Gideceği yer belli oldu.

Piyade ER (Kısa dönem tabi)
59" NCU TOP. EĞT. TUG. K.LIĞI
ERZİNCAN

Uçak biletini aldık ama tek problem çoook soğuk oluyormuş.

Hadi bakalım hayırlısı.

Yazma Saati
5:45 ÖS

Çarşamba, Aralık 07, 2005


Elif"in blogunda gördüm dayanamadım, bana gelen bir maili Kopyaladım, ahanda yapıştırıyorum. Çocuk dediğin olay o kadar kolay değil hep söylerim, o sorumluluk dünyanın en büyük sorumluluğu, cici bici abuk aguk yapmayla olmuyor o işler. Tabir-i caizse yiyorsa yaparsın o kadar....


Çocukları çok seviyor, çocuk istiyorsunuz ?


1) Karar vermeden önce, çocuklu yaşama kendinizi hazırlamaya ne dersiniz ?

Köşe başındaki süpermarkete gidin.
Hiçbir şey satın almadan kasaya yönelin ve cebinizdeki bütün parayı kasiyere verin.

Daha sonrada yandaki eczaneye gidin kredi kartı ile ilaçlar alın.

Akşam saat 17:00 ile 22.00 arasında elinizde yaklaşık 4 kg. ağırlık taşıyarak
sürekli ev içinde volta atın.

Saat 22.00'de ağırlığı yatağa bırakın.
Saati 24.00'e kurun ve yatın uyuyun.
Saat tam 24.01'de kalkın 4 kg. ağırlığı tekrar elinize alın ve
saat 01.00'e kadar evin içinde dolaşın.

Ağırlığı tekrar yatağa koyun. Saatin alarmını 03.00'e kurun. Yatın.

Uyuyamayacağınız için tekrar kalkın; bu kez elinizde ağırlık olmadan evin içinde dolanıp durun.

Koltukta kendinizden geçin.

03.00'te çalan alarm ile fırlayın, 15 dakikalık uykunun sersemliği ile yatağa yönelin, ağırlığı elinize alın.

Saat 04.00'e kadar elinizde ağırlık varken karanlıkta dolanın
ve bu arada yüksek sesle çocuk şarkıları, ninniler söyleyin.

Kendinizden geçerek bir süre daha uyuyun.
Böylece toplam uyku miktarınızı 45 dakikaya yükseltin.
Kahvaltıyı hazırlayın.
Güleryüzlü olun ve bunları 5 yıl boyunca her gece tekrarlayın.



2 ) Eve canlı bir ahtapot getirin...
5 yıl boyunca düzenli bir biçimde her sabah onu giydirmeye çalışın.
Ayrıca ahtapotu bir çuvala, hiçbir kolu dışarda kalmayacak şekilde,
en kısa zamanda sokmanın provasını yapın.



3 ) Bir kavun alın.
Kavunun üstünde bir delik açın.
Kavunu uzunca bir iple tavana asıp, sallayın.
Kavun sağdan sola sallanırken, bir kaşık sıcak su alın,
sallanan kavunda daha önce açmış olduğunuz deliğe,
yere dökmeden sokmağa çalışın.



4 ) Ağzınızdan çıkan her cümleyi en az beş kez daha tekrarlayarak konuşmaya alışın.
Bunu bir yaşam biçimi haline getirin.



5 ) Dışarıya çıkmak için giyinin.
Banyonun kapısı önünde tam tamına yarım saat bekleyin.
Aşağıya inin.
Kapının önünde beş dakika bekleyin.
Sonra tekrar eve dönün.
Tekrar dışarıya çıkın.
Evin önündeki yolda yürümeye başlayın çok ama çok yavaş yürüyün.
Yürürken de yerde gördüğünüz her sigara izmaritini, cikleti, kirli kağıdı,mendili, karıncayı dikkatle ve uzun uzun seyredin.

Aniden "yeter artık senden çektiğim" diye avazınız çıktığı kadar bağırın.
Eve geri dönün. Her gün böyle yürüyüşler yapın.



6 ) Süpermarkete gidin.
Yanınıza da orta büyüklükte bir keçi alın.

Süpermarkete girince keçiyi serbest bırakın.

Daha sonra da keçinin içerde kırıp, tahrip ettiği her şeyin parasını
sorgusuz sualsiz peki deyip ödeyin.



7 ) Evdeki koltuklara tereyağı bulayın. Perdelere de reçel bulaştırın.



8 ) Mutfakta pişmekte olan bir adet balığı çalın ve onu misafir odasında bir yere saklayın.
Balığın odada 5 ay kimse tarafından bulunmadan kalmasını sağlayın.



9 ) Evdeki yeni sulanmış çiçeklere elinizi sokun
ve aldığınız çamurlar ile temiz duvarlar üzerinde figürler yaratın.




Şimdi lütfen bir daha DÜŞÜNÜN...

Hala çocuk istiyorsanız derhal bir psikoloğa başvurun

Yazma Saati
7:05 ÖS

Salı, Aralık 06, 2005


3 etti...
2 günde Aralık ayında 3 tane sivrisinek
Hem de benim odamda.
Aştı arkadaş bunlar kendilerini, bu kadar da iğrenç ve mükemmel olunmaz ki ya..! Hayatta nefret ettiğin yegane varlık, acı çekmesinden sadistce bir zevk alıyorum, o kadar nefret ediyorum ki tarif bile edemem.

Peki bu yaratığı ne kadar tanıyorsunuz..?

Anlatayım da şaşırın biraz ve korkun..! Evet evet korkun...

Karnının altında bulunan bir alıcı organ sayesinde, toprağın nem ve sıcaklık bakımından yumurtalarını bırakmaya uygun olup olmadığını tespit eder bu yaratık ve bunu bıkmadan usunmadan saatlerce dolanarak yapar. Ve yürüyerek yapar! Yanlış duymadınız yürüyor şerefsiz! Saatlerce yürüyor o kadar mükemmel ki, yumurtasının ihtiyaçını biliyor ve en uygun ortamı arıyor. Ha peki nasıl ürüyor bu şerefsiz..?

Şimdiiiii, gelelim esas konuya! Haaaah!

O dişi olan şerefsiz, iğrenç vızıltısını yayıyor. Hani geceleri bize uykuyu haram, odayı zindan eder vızıltı. O vızıltı o titreşim, erkek şerefsizde çiftleşme dürtüsünü tetikliyor ve bunlar başlıyolar halvet olmaya! Yani ben titredim, hadi bereber titreşelim. Yerdin, yemezidin, en sonunda iş bitiyor dişi alıyor yükü, haftalarca yumurtluyor sonra. Haftalarca çünkü özel bir kesede saklıyor döllenmiş yumurtalarını marifetmiş gibi. Sonra bir durgun su kaynağı buluyor, yumutluyor, bir de birbirine yapıştırıyor yumurtaları suya basmasınlar diye ocağı batasıca. Zaten yumurtan disk şeklinde niye yapıştırıyosun, haa alabora olmasın diye. Aferim kafasına sıçtığım. Sakinleşip izahat vermeye devam ediyorum. Yumurtalar çatlar larvalar çıkar. Larvası bile beladır kitapsızın suda dalabilir, hatta ağzının yan taraflarında 4 tane fırça vardır ordan suyu hareketlendidip karnını doyurur bakteri makteri yer işte. Ve kirli suyu tercih eder.

Pekiiii kafa aşağıda nasıl nefes alır bu şerefsiz..? Kıçından, kıçından bile nefes alıyor yaaaov ben nasııııl sinir olmayayım buna. Delikanlının başı kıçı oynamaz kardeşim... Sonra pupa olur kanatları kurur, uçup hayatı zehir etmeye hazırdır. Şimdi bu yaratık konduğunda derini keser, aynı anda uyuşturucu bir sıvı salgılar hissetme diye, başlar çekmeye. O keseci alet edavat o kadar güçlüdür ki, yılan derisini bile kesebilir. Ama beni nefret ettiren hatta kıskandıran özelliği emeceği kişiyi buluş şekli. Bu şerefsiz termal bir algılayıcı organı sayesinde, derinin altında kanın yoğun olduğu bölgeleri -çünkü damarlar dokulardan daha sıcaktır- kolaylıkla bulur. Işığa ihtiyacı yok yani. Ha olmadı, kör oldu allah verdi belasını, nefesindeki karbondioksti algılar, sonra konar ve başlar emmeye. Peki bilin bakalım hangi tür sinek kan ile besleniyoooooor.?

Eveeeeet, haaaaaah, dişileeeeeer...

Kanı emerken pıhtılaştırmaz çünkü bir sıvıda kanın pıhtılaşmasını önler. Bir dişi ortalama olarak bir seferde 2,8 miligram kan emer ve bu yaklaşık 2,5 dakika kadar sürer sonra, "ben sana eski hissettiklerimi hissetmiyorum . Arkadaş olarak kalalım. Baaay canııııım"

Şimdi bu soyu kuruyasıca basit bir böcük değildir. Arkadaaaşlaaaar, karşımızda donanımın hasına sahip, kafayı emmekle çatlatmış, sinsi, hain bir yaratık var. Oturacak mıyız..? Hanıııım kırmayı getir sıkacam borusuna, kanadına. Şerefsiz...

Yazma Saati
11:27 ÖS





9.0 Live, Slipknot"un Live albümü.

Eğer içinizden bazen;

Ben sevgilimi kescem,
Patronomu doğrayacam,
Minibüsçü kovalamak istiyorum,
Hepiniz gelse ne olur, hepinize yeterim laaaayn

demiyorsanız dinlemeyin sağlığınızı bozar. Tahminen zaten böyle hiç düşünce aklınıza gelmiyosa 2. şarkıda seti kırıcaksınız ama hayatın bir karmaşa ve bir savaş alanı, kaosun göbeği ve buradan daha kötü bir cehennem olmadığına inanan biri olarak bence denemeye değer, çok dehşet sahne performansları olduğu hep söylenir kayıttan anlaşılıyor ki bu kesinlikle doğru.

Yazma Saati
4:29 ÖS

Pazartesi, Aralık 05, 2005




Nexopia"da gezerken karşılaştım bu bannerla.
Kısaca şöyle açıklayayım, adamlar dillerine sahip çıkıyorlar. İnternette kullanılan kısaltmalar yerine özgün İngilizce konuşulmasını istiyorlar. See You yerine C U yazılması gibi birçok kısaltmaya karşı bir kampanya başlatılmış. b.a.k.a.c.u kelime değil harfdir diyor bannerda. a.k.a yani as known as yada lol, lough out loud gibi kısaltmalara karşı adamlar tepki gösteriyorlar.
Bizde ne yapılıyor..?

Konfirme edebilir misiniz..?
Çek edeceğim
Off line oldum abi
Suffer çekiyorum (evet evet suffer çekmek)
Bu konsept bize uymaz
kreatif ol biraz
bu aracın akselerasyonu çok iyi
assesmentlardan geçtin mi..?
yarın off günüm
hadi coffee break"e çıkalım


Neyin yalamalığıdır? Neyen özentisidir? Adamlar bile kendi dillerini bu durumdan kurtarmaya çalışıyor, biz onlarca kelime yerleştiriyoruz. Kampanya mı yapmalı, ne yapmalı bilmiyorum ama bu duruma dur denmeli, çünkü bir ülkenin esareti dilinden başlıyor. Konuştuğumuz dil bile bize kalmazsa, geriye kalanlar zaten gitmiş demektir.
Türkçeyi Yabancılaştırmaya Hayır..!

Yazma Saati
10:25 ÖS

Cuma, Aralık 02, 2005


Liseyi Fatih Vatan Lisesi denilen ülkede ilk üçe girecek (tabi ki eğitim bakımından değil) bir lisede okudum. Hayatımın en zevkli 3 yılıydı, hiç bu kadar eğlenip güldüğüm, cesaretli olup itlik yaptığım bir dönem olmadı hayatımda. İşte bu itlik günlerinden kalma bir hadise rüyama girince kalktım ahanda yazıyorum.

Fizik dersindeydik, ben tabi en arkada oturuyorum cam tarafı, yanımda kankalardan Hüso var. Önümde Yasemin oturuyor, hoca bir soru sormuş yapıyoruz, ama yaparken muazzam konuşuyoruz. Sınıf kaynıyor, hoca ayar olmuş geziyor sınıfta, konuşmayın falan diyor. O sırada Yasemin;

-"Aa kahretsin beceremiyorum yaaa"

gibi bir cümle kurdu. Yan sıramda oturan sınıfın 1 numarası Önder;

- "Ulan birşeyi de becerdiğini görim" dedi.

İşte olay burda patlak verdi. Kankam Hüso

-"Hiheheha" şeklinde güldü. Ancak öyle bir zamanda güldü ki salak, o kaynayan sınıf susmuş çıt yok, Hüso sırıtıyo hocaya doğru.
Adam geldi yavaşça, Hüso"nun yanında durdu koridor tarafında, başladı anlatmaya;

-"Çocuklar benim bir derdim var ama çözemiyorum bir türlü."
- "Nedir hocam?"
- "Ya bi sağ elime hakim olamıyorum saçma sapan hareketler yapıyor, istem dışı gidip geliyor..."
- "Alllah allaaah niyeki hocam..?"
- "Vallaha bilmiyorum çocuklar, böyle güzel güzel konuşurken bir sağa bir sola."
- "Nasıl ya hocam"
- "Ciddiyim ya böyle konuşurken..."

- Çaaaaaaaaaat...

Benim kankaya bir sağ çıkardı adam, tokat sesi sınıfta yankılandı. Şok, herkes şaşkın, en şaşkınımızda Hüso. Yanakta 5 kardeş en kırmızı benim ulen kavgası yapıyorlar. Adam bana döndü;

- Bak gördün mü, gene yaptı.

Gülsen gülemezsin, adama dalsan dalamazsın, afalladık kaldık, sınıfın ilk dayağını ben yemiştim hmde ilk gün ama en şekillisini Hüso yedi, hala o tayfa buluşuruz, o günleri anlatır güleriz. Hepimiz büyüdük, iş güç ayrıldık o günler geride kaldı, Hüso evlendi ama hiç acımam eşinin yanında kakarım kafasına;

- Olm amma asılmıştı fizikçi sana ha o gün puhaaaaa

- Kes len, ilk dayağı sen ilk gün yedin ne sırıtıyosun..?

Uykumda yeniden yaşadım, ve kıkırdıyodum kalktığımda, aklımdaki ilk düşünce;

-"Ulan o kadar zayıf adam amma çakmıştı tokadı o gün ha" oldu...

Yazma Saati
11:13 ÖS



Arkadaşlar kasım ayı anket sonuçlarını kıvançla açıklıyorum.

Soru: Neden Blog yazıyorsun?

Sana ne? % 17,65
Paylaşmayı seviyorum: %17,65
Can sıkıntısı işte: % 23,53
Asosyalim ben: % 41,18

Sonuç: Asosyaliz...

Yeni anket başlamıştır, oyları bekliyorum, ama dürüst olun... :P

Yazma Saati
12:02 ÖS

Blog Sahabı

79 yılında bir hata sonucu dünyaya gelen insan yavrusuyum. Çok konuşurum çok konuşurum ve çok konuşurum. Asabiyim, kompleksliyim, vodkayım, Redbullum, inatım, uyuzum, sevişgenim. Bodrumda betona düştükten sonra gerçeklerimi görmeye başladım. Bu durumdan rahatsız mıyım, sanmıyorum. Haa en önemlisi bekarım.
Yarışmaya İstanbuldan katılıyorum ve hiçbirinize başarılar dilemiyorum... Hadi iletişelim: atonicaya@gmail.com



Dünya Güzelleri

Rukk
Burcu
Nakhar
MADA
İndis
Mom
Burcuk
Püsküü
Mathy
isbn9760806
Su

Arşiv






































Son söz...



Sordum Soruyu

polls Internetten tanisilip, kurulan iliskiden...
Cacik olmaz..!
Bir ihtimal olabilir..?
Biraz heyecanlı biseylerçıkabilir...
Cok guzel bir iliski olabilir...
Ne sacma soru bu..?
Hepsinden biraz

play slots


Sosyal İçerik








Meraklıyım Ben

   


Çoook teşkür...

;Designed by mehgee
;Image from deviantart ; vampireDoLL
;Hosted by blogger and Photobucket
;Edited with Adobe Elements